October 6, 2022

“Aysel’in gecikmeden, dışarıda tedaviye kavuşması gerek” – Nazan Özcan


2021 yılında demans tanısı konulan ve Kocaeli Üniversitesi’nin “hapishanede kalamaz” raporuna rağmen Adli Tıp Kurumu’nun “cezaevinde kalabilir” raporuyla hapishanede tutulan eski HDP milletvekili Aysel Tuğluk’un sağlık durumu günden güne kötüye gidiyor. Kandıra Cezaevi’nde Tuğluk’la aynı koğuşta kalan eski Diyarbakır Belediye Başkanı Gültan Kışanak, sorularımızı yanıtladı.

Kışanak, Tuğluk’un durumu hakkında “24 saat gözümüz kulağımız Aysel’in üzerinde. Çünkü ne zaman neyi unutacağını, karıştıracağını ve ne gibi risklerle karışılacağını tahmin etmek güç. Gece uyku düzeni de giderek bozuluyor. Giyinmesi, banyosuna, kişisel bakımına, beslenmesine, ilaçlarına, hijyen koşullarına kadar gündelik yaşamın zorunlu kıldığı her konuda yanındaki arkadaşlar destek oluyor. Hepimiz cezaevi koşullarının yarattığı zorlukları aşmaya çalışıyoruz” dedi.

Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) 22 Haziran 2022’de hazırladığı son raporda da Aysel Tuğluk için “Cezaevinde kalabilir” denildi. Bu raporu nasıl yorumluyorsunuz?

ATK siyasallaşmış bir kurum. Hasta tutuklularla ilgili verdiği raporlarda hep bunu görüyoruz. Aysel’le ilgili verdiği raporda da açık siyasi bir tutumun göstergesi. Ancak son raporda yazılan muhalefet şerhi önemli. Aysel’in sağlığının ciddi derecede bozulduğunu aslında gayet iyi biliyorlar. Siyasi angajmanları, hakikati olduğu gibi yazmalarını engelliyor.

Politik rapor

İşin tuhaf bir diğer yanı ise ATK raporlarından da Aysel’in demans olmadığına dair bir ibare yok. Hatta “hatırlama, akılda tutma, akıcı konuşma, zamanı bilme, kavramları anlama, kelime bulma vs” konularında uygulanan birçok testi yapamadığı belirtiliyor. Raporda “bilişsel bozukluk” tespiti de yapıyorlar ama ne hikmetse “cezaevinde kalabilir” ve “kısmen savunma yapabilir” deniliyor. Demans zaten “bilişsel bozukluk” demektir. Hekim kimliği taşıyan hiç kimsenin bu durumdaki bir hastaya “tek başına yaşamını sürdürebilir” diye rapor düzenlemesi gerçekten anlaşılabilir değil. Maalesef ATK bunu yapıyor.

Aslında en önemli sorun, hasta tutuklular için tek yetkili kurumun, ATK olması. ATK kriminal konularda uzmanlaşmış bir kurum olabilir, ama kritik sağlık sorunları başka bir konudur. Farklı hastalar konusunda uzmanlaşmış çok sayıda hastane var. Tam teşekkülü bir hastaneden alınan raporun yeterli olması gerekir. Aysel’le ilgili olarak yaklaşık iki yıl önce Kocaeli Devlet Hastanesi nöroloji servisinin tanısı ile ilaç tedavisi başlandı; daha sonra da Kocaeli Tıp Fakültesi’nden heyet raporu çıktı. Buna rağmen bu raporlar yeterli görülmeyerek ATK’ye sevk  ettiler. ATK da bilinen politik raporlarını düzenledi. 

“Aysel Tuğluk İçin 1000 Kadın”, çeşitli etkinliklerle Tuğluk’un serbest bırakılmasını istiyor. 

Raporda “Aysel Tuğluk’un üç ay süreyle günlük olarak izlenmesinin gerektiği” belirtiliyordu. Bu izleme yapılıyor mu, yapılıyorsa nasıl yapılıyor?

Üç aylık gözlem sürecinin nasıl işletileceğine dair bir bilgimiz yok. Böyle bir gözlem yapılamıyor. Aysel’in sağlık sorunlarını cezaevi yönetimi, revirdeki doktor, sağlık personeli ve infaz koruma memurları gayet iyi biliyorlar. Fakat bu konuda bildiklerini veya gözlemlerini raporlama, resmi bir görüş haline getirme yetkileri yok. Hatta zaman zaman cezaevinin rutin kurallarını Aysel’e de uygulamaya çalıştıklarında tartıştığımız da oluyor. “Haklısınız ama bizim yapabileceğimiz bir şey yok” diyorlar.

Her gün daha kötü

Aysel hanımın sağlık durumunun gitgide kötüleştiğine dair duyumlar alıyoruz. Siz son durumunu anlatabilir misiniz?  Siz koğuş arkadaşları olarak demans hastası olan arkadaşınıza bakmakta hapishane koşullarında ne tür zorluklar yaşıyorsunuz?

Demans, cezaevi koşullarında hızla ilerleyen bir sağlık sorunu. Çünkü maalesef sadece ilaç tedavisiyle ilerlemesi durdurulabilen ya da tedavi edilebilen bir hastalık değil. Geçmişte tanıdığı, bildiği, ortak anılarının olduğu kişilerle temas halinde olması, sohbet etmesi, yani güçlü bir sosyal destek imkânı, ilaçtan bile kıymetli. F tipi cezaevi ise üç kişi ile sınırlı bir tecrit mekânı. Bu koşullarda, tüm çabalarımıza rağmen Aysel arkadaşımıza gerekli ve yeterli sosyal iletişim desteği sağlayamıyoruz. Ve sağlığı her geçen gün kötüye gidiyor. Kişisel mahremiyeti nedeniyle birçok konuyu kamuoyu ile paylaşmıyoruz. Bu konuda hem duygusal, hem de etik olarak zorlanıyoruz.

Bu nedenle fazla ayrıntı yazmayacağım. Anlayış göstereceğinizi umuyorum. Ama şunu söyleyebilirim 24 saat gözümüz kulağımız Aysel’in üzerinde. Çünkü ne zaman neyi unutacağını, karıştıracağını ve ne gibi risklerle karışılacağını tahmin etmek güç. Gece uyku düzeni de giderek bozuluyor. Giyinmesi, banyosuna, kişisel bakımına, beslenmesine, ilaçlarına, hijyen koşullarına kadar gündelik yaşamın zorunlu kıldığı her konuda yanındaki arkadaşlar destek oluyor. Hepimiz, buradaki tüm kadın arkadaşlar, büyük bir özveriyle elinden geleni yapıyor. Cezaevi koşullarının yarattığı zorlukları aşmaya çalışıyoruz. Ama Aysel’in daha fazla gecikmeden, özgürlük koşullarında ciddi bir tedavi ve bakım imkanına kavuşması gerekir.

Yargılama, duruşma tam bir kabus

Yargılandığı Kobani davasıyla ilgili zorla SEGBİS’le bağlanmıştı, zorlandığını görmüştük. Davanın gidişatı vs. hakkında neler söylüyor ya da bir yorum yapabiliyor mu?

Dava, yargılama, duruşma, vs konular tam bir kâbus. Demans hastaları için en önemli duygu durumu kendisini güvende hissetmesi. Kaygı, belirsizlik, endişe, gerginlik Aysel’in sağlığını anında olumsuz etkiliyor. Sakin, normal koşullularda yapabildiği, hatırladığı şeyleri de, gerginlik olunca unutuyor, karıştırıyor. Kobane davasında, defalarca Aysel’in durumunu anlatmamıza rağmen, mahkeme heyeti ısrar ettiği için Aysel, SEGBİS’e çıkmak zorunda kaldı. Öncesinde sakinleştirmek için epeyce uğraştık yine de SEGBİS’e bağlanınca başı sonu belli olan bir tek cümle bile kuramadı.

Sürekli ziyaretine gelen avukatını bile tanıyamadı. “Bu kim?” diye bize sordu. Bir bana, bir Figen başkana (Yüksekdağ) bakarak, bu soruyu iki-üç kez tekrarladı. Hâkim soru sorduğunda Aysel yine bize bakıyor “Ne diyor?” diyerek bizden yardım istiyordu. Heyet de buna tanık oldu ama SEGB mikrofonu kapatarak, Aysel’in durumunun tam olarak kayıtlara yansımasını engellediler. Bizler de duygusal olarak çok zorlandık. Zira anlatmaya çalışsak da beş-on dakika sonra aynı soruların tekrarlanacağını biliyoruz.

İmzasını unuttu

Davanın gidişatı hakkında değerlendirme yapması mümkün değil. Davalar, getirilen evraklar, duruşmalar vs. Aysel için kaygı ve endişe kaynağı olmak dışında hiçbir anlam ifade etmiyor. Tebliğ edilen evrakları okuyup anlaması imkânsız. Kendisine gelen mektupları bile okuyamıyor. Henüz okumayı unutmuş değil, zorlanarak da olsa okuyor ancak, cümlenin başını sonunu bir araya getirip anlamını ortaya çıkaramıyor. Mahkeme sürekli evrak gönderiyor, cezaevi görevlileri bu belgeleri tebliğ ediyor ama Aysel artık imzasını unutmuş, sadece kalemle bir şeyler karalıyor, onlar da “tebliğ ettik” diye gidiyorlar. Yanındaki arkadaşlar, evraklara bakıp basit bir iki cümle ile durumu anlatıyor, ancak bir süre sonra Aysel bu anlatılanı da unutuyor. Zaten bizler de Aysel arkadaşımızın sağlığını düşünerek, olumsuz şeyleri anlatmamaya özen gösteriyoruz.

Cezaevi çalışanları da durumu görüyor

Pervin Buldan “Cezaevi idaresi de Aysel’in iyi olmadığını söylüyor. Hatta iki yetkili isim Aysel Hanım için üzüldüklerini de ifade ettiler” açıklamasında bulunmuştu. Siz içeride olan kişi olarak onların tutumuna ilişkin neler söyleyebilirsiniz? Ve tabii Aysel hanımın hastalığı ile ilgili neler yapıyorlar?

Cezaevi görevlilerinden Aysel arkadaşımıza yönelik herhangi bir olumsuz yaklaşım görmedik. İnsani sınırlar içerisinde yapılabilecek şey yok. Aysel’in durumunun en az bizim kadar onlar da görüyor. Görevliler arasında yakın aile bireyleri demans hastası olan kişiler var, onlar durumu daha iyi anlıyor. Bazıları ise Aysel’in durumunu bilmelerine rağmen, nasıl davranacaklarını bilemiyorlar. İlk zamanlar epeyce zorluk çektik. Hatta yaşadığımız bir sorun üzerine cezaevi ikinci müdürü, “Aslında personele demans hastalığı ile ilgili eğitim vermek gerekir” dedi. Personelin tutumu çok önemli, zira kurallar gereği hala avukata, telefona, revire vs. çıkartırken Aysel arkadaşımız refakat edemiyoruz. Yanındaki personelin, Aysel’in sağlık durumunu dikkate alarak sabırlı ve özenli olması gerekiyor.

Şu anda koğuş arkadaşı olan Aysel Tuğluk ve Gültan Kışanak, birlikte siyaset yaptı.  

Annesinin vefatı: Büyük bir çığlık

Aysel hanımın demans hastalığına yakalanmasına sebep olarak 2017’de annesinin cenazesine düzenlenen saldırı gösteriliyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu konuda tıp ne diyor bilmiyorum. Ancak biz gözlemlerimizi aktarabiliriz. Sizlerin de bildiği gibi Aysel arkadaşımızın son derece aktif bir politik yaşamı vardı. Burada cezaevinde kaldığımız süre içerisinde de annesinin vefatına kadar, sağlık durumunda bir sorun gözlemlemedik. Annesinin vefatını öğrendiğinde, farklı hücrelerdeydik. Havalandırmada yürüyordum, birden büyük bir çığlık sesi ve hıçkırıklarla ağlama sesi gelmeye başladı. Ama öyle böyle değil, adeta yeri göğü inleten bir ağlama sesiydi. Hemen birbirimize seslenerek haberleştik, Aysel’in annesini kaybettiğini bizler de büyük bir üzüntü ile öğrendik. F tipi hücre sistemi bu konularda tüm korkunç yüzünü gösteriyor. Böyle zamanlarda bile arkadaşın yanına götürmüyorlar, acısını beraber yaşamana izin vermiyorlar.

Yaşananları anlatmadı, içine kapandı

O zaman Figen başkanla Aysel, aynı hücrede kalıyorlardı. Israrla taleplerimize rağmen Aysel’in yanında gidip, acısını paylaşmamıza izin vermediler. Cenaze için götürecekleri zamana kadar Aysel’in hıçkırıkları kesilmedi. Cenaze dönüşünde ise korkunç bir sessizlik çöktü bulunduğumuz alana. Uzaktan notlar yazıp başsağlığı dilemek dışında elimizden bir şey gelmiyordu. Aysel ancak o gün orada yaşananlar konusunda fazla bir anlatmadı, içine kapandı. Sohbet etmeye çalıştığımızda da gözlerinden yaşlar akmaya başlıyordu. Siyah ve gri dışına hiçbir renk giyinmez oldu. Öz bakımına özen göstermiyor, sohbetlere fazla katılmıyor, süreli baş ağrısı çekiyordu. Uzun süre böyle devam etti. Bizler ise sürekli Aysel’e artık yastan çıkması gerektiğini, kendi yaşadıklarımızdan da örnekler vererek anlatmaya çalışıyorduk. Ama olmadı… Dalgınlık, unutkanlık, içe kapanma, sohbetlerden kaçınma, okumayı bırakma vs. artık olağan haline gelmişti. Bu durumu yasa yorduğumuz için bizde Aysel arkadaşımızın hastalığını çok geç anladık. Aysel’in yaşadığı korkunç travma ve şokun hastalığını en azından tetiklediğini düşünüyoruz.

Aysel gibi yüzlercesi var

İçeride hasta maphuslarla bir dayanışma vardır sanıyorum, nasıl organize ediyorsunuz?

Burada bulunan tüm kadın arkadaşlar, gönüllü olarak yardımcı olmak, destek olmak Aysel’le birlikte kalmak istiyor. Ancak hücreler üçer kişilik. Bu nedenle belli aralıklarla, yanındaki arkadaşları değiştirerek, bakımı için elimizden gelen özeni ve çabayı gösteriyoruz. Cezaevlerinde yüzlerce hasta mahpus, bakımı için elimizden gelen özeni ve çabayı gösteriyoruz. Cezaevlerinde yüzlerce hasta mahpus, arkadaşlarının desteğiyle yaşamını sürdürüyor. Aslında başta Adalet Bakanı olmak üzere iktidar da, tüm yetkililer de bunu gayet iyi biliyor. Yine de “tek başına yaşamını sürdürebilir” diye bir rapor düzenliyorlar.

Bizler için zor olan fiziki bakım değil, iyileşmesi için gerekli desteği sağlama imkânından yoksun olmak ve bu durumda olmasına rağmen tahliye edilmemesinin yarattığı psikolojik baskıya dayanmak. Örneğin geçen duruşmada ben artık dayanamayarak öfke patlaması yaşadım. Mahkeme heyetinin, Aysel’in avukatının bile tanımadığını duymasına rağmen soruyu kesmemesi tahammül edilebilir biri durum değildi.

Hatırlamadığı bilinsin istemiyor

Fazla detaya girmeden küçük bir anektot yazıp bitireyim. Sanırım genel olarak demans hastalarında “kendini iyi gösterme çabası” olurmuş. Aysel’de de aşırı derecede kendini iyi gösterme çabası var. Hatırlamadığı, bilinsin istemiyor, “Hıı, evet evet biliyorum” cümlesini dilinden düşürmüyor.

İlk ATK raporu çıktığı zaman, avukatlar, birkaç gün sonra bir grup kadının Aysel’le dayanışma için gelip cezaevi önünde açıklama yapacağını, heyetten yer alan birkaç kadın avukatın da içeri girerek Aysel’le görüşeceğini söylemişti. Biz de Aysel’e söyledik. Aysel iki de bir “Gültan hele ATK raporunda ne vardı, bana biraz anlat” demeye başladı. Anlatıyorum, bir iki saat sonra gelip yeniden raporu anlatmamı istiyor. Birkaç tekrardan sonra “Aman Aysel ne yapacaksın raporu, boş ver” dedim. Aysel de “şey gelecekler ya, hiçbir şey bilmiyor demesinler” cevabı verdi. Boynuna sarıldım, bir kez daha anlattım, sonrada “Sen takma kafana, dışarıdakiler her şeyi biliyor, raporu okumuşlar zaten onun için geliyorlar” dedim. Ama birkaç gün muhabbetimiz tekrarlanıp duru. Ta ki Kadınlar ziyarete gelip, gidinceye kadar.




Ne olmuştu?

Aysel Tuğluk, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Yardımcısı görevindeyken, 29 Aralık 2016’da tutuklandı.

Tuğluk, hakkında hazırlanan iddianamede, DTK Eş Başkanlığı döneminde yaptığı açıklamalar ve faaliyetleri nedeniyle suçlandı.

16 Mart 2018’de kararını açıklayan Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi, Aysel Tuğluk’a “örgüt yöneticisi olmak” iddiasıyla 10 yıl hapis cezası verdi. Yapılan itirazların ardından Yargıtay 16. Ceza Dairesi de Tuğluk hakkında verilen hapis cezasını onadı.

Ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 6-8 Ekim Kobani eylemlerine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında da tutuklandı.

Halen Kandıra 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan Tuğluk’a Kocaeli Seka Devlet Hastanesinde 15 Mart 2021’de demans tanısı konuldu.

Kobani davasının 1 Ağustos 2022 tarihli duruşmasında ifade vermeye zorlanan Tuğluk, heyetin ısrarlı sorularını, “Ne zaman olmuş, ne olmuş hiçbir şey bilmiyorum ki. Ne için yargılandığımı bilmiyorum” diye yanıtladı.

Tuğluk davanın 5 Ağustos’taki duruşmasında tahliye edildi ancak ilk yargılandığı davadan aldığı ceza gerekçe gösterilerek tahliye edilmedi.


Anayasa Mahkemesi (AYM) de Aysel Tuğluk hakkında tedbir kararı uygulanarak infazının ertelenmesi ve tahliye edilmesine yönelik başvuruda ret kararı vermişti. 

(NÖ)



Apsny News

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: