December 6, 2022

Kutuplaşma bizi hasta ediyor olabilir mi? – Selay Dalaklı



* Fotoğraf: Canva

“Kutuplaşma o kadar fazla ki sanki iki Polonya var.”

“Peki, hangi konular ülkede daha fazla kutuplaşmaya yol açıyor? Göç mü? Kürtaj mı? LGBTİ+ hakları mı? Ya da Avrupa Birliği mi?”

“Hepsi.”

Gazeta Wyborcza gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Yardımcılarından Roman Imielski, 14 Ekim’de gazetenin başkent Varşova’daki merkez ofisine yaptığımız “Çalışma Ziyareti” sırasında ülkesi Polonya’daki kutuplaşmayı kısaca bu sözlerle tarif etmişti. Imielski’nin sözleri esasında – Türkiye de dâhil – pek çok ülke toplumunun hal-i pür melalini özetler nitelikteydi.

Polonya’da da halk çoğunlukla kendi “balonları” içinde yaşamayı tercih ediyor, kendilerini – belki fark etmeden, belki bile isteye – hapsettikleri yankı odalarından çıkmayı, kendilerinden farklı düşünenlere kulak vermeyi, ötekilerin sesini duymayı reddediyordu.

Söz konusu kutuplaşma olduğunda elbette siyasi olarak sorulması yerinde olacak sorular var. Örneğin, halkı kutuplaştıran, kutuplaşmadan medet uman siyasilerin söylemleri mi? Yoksa siyasetçilerin tek yaptığı halkın arasında halihazırda var olan kutuplaşmadan yararlanmak mı? Bir nevi “Yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan” sorunsalı yani…

Öte yandan, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) gibi bazı ülkelerde kutuplaşma o kadar keskin ki bilimsel bilgiye duyulan güven gibi genelgeçer olduğu düşünülebilecek konularda bile kutuplaşma olabiliyor.

Yani aslında kutuplaşma – COVID-19 pandemisi ve aşılama çalışmaları sırasında olduğu gibi – sadece halk sağlığını etkilemekle kalmıyor, kişilerin akıl ve beden sağlığını da etkileyecek boyutlara varabiliyor.

O halde gelin bu yazıda kutuplaşmanın makro boyutunu bir kenara bırakıp insani boyutuna, kişilerin üzerinde ne gibi etkileri olduğuna bir bakalım…

Kutuplaşmayı kapının dışında bırakamıyoruz

Polonya ile başladığımız yazıya, her 10 kişiden üçünün kutuplaşmayı ülkenin en önemli sorunu olarak gördüğü ABD ile devam etmek, siyasi ve toplumsal kutuplaşmanın varabileceği boyutları ve bu ikisinin ne derece iç içe geçebileceğini görmek açısından önemli olabilir.

Örneğin, Pew araştırma şirketinin ABD’de yaptığı bir anket, Cumhuriyetçi Parti seçmenlerinin yarısından çoğunun Demokrat Partilileri “ahlaksız” olarak gördüğünü, Demokrat Parti seçmenlerinin de neredeyse yarısının rakipleri hakkında aynı şeyi düşündüğünü ortaya koyuyor.

2020 Başkanlık seçimlerinden önce yapılan başka bir Pew anketine göre ise her 10 Demokrattan yedisi bir Donald Trump seçmeni ile flört etmeyeceğini, neredeyse her 10 Cumhuriyetçiden beşi ise Hillary Clinton’ı desteklemiş biri ile birlikte olmayacağını ifade ediyordu.

İki parti seçmenlerinin COVID-19’u ne kadar ciddi bir sorun olarak gördüğünü araştıran Marquette Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin anketi de Demokratların yüzde 70’ine karşılık Cumhuriyetçilerin yalnızca yüzde 30’unun COVID-19’u “ciddi bir sorun” olarak gördüğünü göstermişti.

Bu ve bunun gibi örnekleri çoğaltmak mümkün.

Peki, bu ne anlama geliyor?

Kutuplaşma yalnızca siyasi arenada, oy kullanırken gittiğimiz seçim sandıklarında ya da evimizin kapısını kapatıp dışarıda bıraktığımız, kendimizi zaman zaman azade gördüğümüz toplumla sınırlı kalmıyor.

Aksine, – şayet öyle bir ayrım varsa – kişisel hayatlarımıza, ilişkilerimize, bedenlerimize ve nihayetinde beden ve akıl sağlığımıza sirayet edebiliyor.

“Hastalar aynı görüşleri paylaştıkları terapistler istiyor”

Siyasi ve toplumsal kutuplaşmanın kişilerin akıl ve beden sağlıkları üzerinde ne gibi etkileri olduğuna dair araştırmalar sınırlı olsa da bugüne kadar özellikle “siyasi stres” üzerine yapılan araştırmalar ve paylaşılan görüşler bize kutuplaşmanın muhtemel etkilerine dair de bir fikir veriyor.

ABD’den bir örnek…

Psikyatr Dr. Elisa Brietzke, ABD’nin The Conversation sitesi için kaleme aldığı makalede, “siyasi kutuplaşmanın akıl sağlığını etkilediğini ve hastaların kendileri ile aynı görüşleri paylaşan terapistler istediğini” söylüyor.

“Bir psikiyatr olarak hastalarımla hiç son iki senedir olduğu kadar çok siyaset hakkında konuşmamıştım” diyen Brietzke’den dinleyelim:

“Konuşmaların daha soyut konulardan siyasi konular hakkındaki kişisel görüşlerime ilişkin somut sorulara kayması benim için şaşırtıcıydı.

“Hastalar, COVID-19 tartışmaları, [ABD eski başkanı] Donald Trump’ın akıl sağlığı, ifade özgürlüğü, Siyah Hayatlar Önemlidir hareketi ve cinsiyet belirtmeyen zamirler hakkında fikirlerimi sormaya başladı.

“Herkes yaşadığı toplumu etkileyen kararlara müdahil olmalı. Ancak, çok önemli sayıda insan siyasetin yarattığı stresin sonunda kendilerini hasta edecek derecede kendilerine rahatsızlık vermesine izin veriyor.

“2019 yılında yapılan bir araştırmaya katılan ABD’li yurttaşların neredeyse yüzde 40’ı siyasetin önemli bir anksiyete, uykusuzluk, hatta intihar düşüncelerinin kaynağı olduğunu söylemişti. Söz konusu olumsuz etki, genç, siyasi olarak aktif ve hükümete muhalif olanlarda daha fazlaydı.

“Toplumun görece büyük bir bölümünün siyasi yelpazenin iki ucunda, yani liberal ve muhafazakar uçlarında toplandığı bir durumda, siyasi iklimin akıl sağlığı üzerindeki etkisinin bir bölümü de kutuplaşma ile ilgili.”

APA, siyaseti “stres faktörü” olarak kabul etti

ABD’den bir örnek daha…

Amerikan Psikoloji Birliği’nin (APA) siyaseti ABD’li yetişkinler için “temel bir stres faktörü” olarak tanımladığını hatırlatan Abdul Wahab Yousafzai, “siyasi kutuplaşmanın zararlı etkilerinin kalıcı bir stres faktörü olarak bilindiğini ve medya yoluyla günlük hayatın içine girdiğini” söylüyor:

“Son dönemde yapılan bir anketin sonuçları ABD’lilerin yaklaşık yüzde 40’ının siyaset sebebiyle stres yaptığını, yaklaşık yüzde 20’sinin toplumsal çalkantılar sebebiyle uykusuzluk çektiğini ve neredeyse aynı sayıda kişinin siyaset haberlerinden yorulduğunu gösterdi.

“Jeffrey A.French ve meslektaşları, duygusal olarak yorucu siyasi tartışmalara giren kişilerin siyasi stresin psikolojik sonuçlarına ek olarak kanlarındaki kortizolün arttığını, artan bir cilt iletkenliği yaşadığını ve testosteron seviyelerinin düştüğünü ortaya koydu.”

Yani, diğer bir deyişle, kutuplaşmanın da bir parçası olduğu siyasi stres, toplumsal olarak verdiği zararların yanı sıra kişisel olarak akıl ve beden sağlığımızı olumsuz etkileyen önemli bir faktör olarak da öne çıkıyor.

Ya da durumu belki şöyle ifade etmek gerekiyor: Mutlak iktidar nasıl ki mutlak yozlaştırıyorsa kutuplaşmış bir siyaset ve toplum da mensuplarını mutlak(a) yoruyor ve belki de yavaş yavaş hasta ediyor.




Dünyadan kısa kısa…

Bir video: İran’da protestolar devam ediyor


Jîna Mahsa Amini’nin İran’da “ahlak polisi tarafından gözaltına alınmasının ardından hayatını kaybetmesiyle başlayan protestolar devam ediyor. Gazeteci Savash Porgham, kadınların protestosundan paylaştı: “Buna itiraz demeyin, adı devrim oldu!”

Bir animasyon: Pakistan’daki muson yağmurları


Güney Asya ülkesi Pakistan’ın Ulusal Afet Yönetim Kurumu’nun (NDMA) 17 Ekim tarihli verilerine göre, bu sene muson yağmurlarında bin 719 kişi yaşamını yitirdi. NASA Dünya da 75 kilometre karelik toprağın sular altında kaldığı ülkede 1 Temmuz – 31 Ağustos tarihleri arasında ülkeye düşen yağışları gösteren bir animasyon paylaştı. 

Bir tweet: Siyaset dünyasından futbol dünyasına kutlama


Eğer futboldan – benim gibi – çok anlamıyorsanız Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un yukarıdaki tweet’i size de ilk bakışta anlaşılmaz, hatta anlamsız gelmiş olabilir. Görünüşe bakılırsa Macron’un bu sosyal medya paylaşımı Altın Top (Ballon d’Or) ödülünü alan Real Madrid’in Fransalı santrforu Karim Benzema’ya bir kutlama mahiyetinde. “KB9” da – artık tahmin edeceğiniz üzere – 9 numaralı formasıyla Karim Benzema demek.

(SD)





Apsny News

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: