December 10, 2022

“Türkiye’deki toplumsal cinsiyet ayrımcılığı endişe konusu”



* Fotoğraf: Dilara Açıkgöz / csgorselarsiv.org

Avrupa Birliği Komisyonu 2022 Türkiye Raporu yayımlandı. Raporda, Türkiye’deki insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanında demokratik gerilemenin sürdüğünü ve demokratik kurumlarının işleyişinde ciddi eksiklikler bulunduğunu tespit edildi.

140 sayfalık raporda toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın hakları, örgütlenme ve barışçıl gösteri hakkı, ifade özgürlüğü ve LGBTİ+ haklarına ilişkin öne çıkan bulgulardan bazıları şunlar:

Kadın ve kız çocuklarının hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği

  • Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin ardından kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ciddi endişe konusu olmaya devam etmektedir.
  • Kadın ve kız çocuklarının hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanında gerileme devam etmektedir.
  • Toplumsal cinsiyet temelli şiddete yönelik verilen düşük cezalar toplumsal cinsiyet temelli şiddete karşı etkili bir caydırıcılık sağlamamakta, cezasızlık ele alınmayan bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir.
  • Kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddet ile ilgili veri toplama sistemi mevcut değildir ve veri toplama yükümlülüğü yerine getirilmemektedir.
  • Kadına yönelik şiddet faillerine yönelik adli ve idari bir caydırıcı politikanın olmaması endişe kaynağı olmaya devam etmektedir. Destek hizmetlerinin eksikliği, yargının kadına yönelik şiddet konusunda kararlı bir tutumunun olmaması ve yetkililerin olumsuz söylemleriyle bu durum daha da kötüleşmiştir. Anayasa Mahkemesinin Nisan 2022 tarihli kararı* (*Ercan Şahin ve Diğerleri Başvuru Numarası: 2018/8030) 6284 sayılı kanun kapsamında verilen tedbir kararlarının gerekçeli karar hakkını ihlal ettiğinden bahisle kadınların şiddetten korunmasını sınırlandırıcı niteliktedir.
  • Kadına yönelik şiddete ilişkin uygulamanın iyileştirilmesi ve ev içi şiddet vakalarının etkin bir şekilde soruşturma ve kovuşturması gerekmektedir.
  • Şiddete maruz kalanlara ve şiddet tanıklarına sunulan özel hizmetlerin uluslararası standartlara uygun olması sağlanmalıdır.
  • İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeye ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararına karşı açılan iptal davalarının Danıştay tarafından reddedildiğine de değinen raporda, Danıştay’ın bu kararına karşı temyiz yoluna gidildiği de ayrıca not edilmektedir.
  • Kadınların istihdama, politikaya ve karar alma süreçlerine düşük katılımı ve toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik artan muhafazakar yaklaşımların kadınların sosyo-ekonomik durumunu daha da kötüleştirdiği not edilmektedir. Kötüleşen ekonomik koşulların kadın işsizliği ve yoksulluğunu da artırıcı etkide bulunduğuna dikkat çekilmektedir.
  • Raporda ayrıca bağımsız kadın örgütlerine yönelik nefret söylemlerinin arttığına, 8 Mart yürüyüşü dahil olmak üzere kadınların eylemlerinin polis şiddetiyle karşılaştığına, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeyi protesto ederken kadınların gözaltına alındığına ve para cezasına çarptırıldıklarına da dikkat çekilmektedir.

Ayrımcılıkla mücadele ve LGBTİ+ hakları

– Ayrımcılık karşıtı mevzuat Avrupa standartlarını karşılamamakta ve uygulanmamaktadır. Türkiye’de nefret söylemi ile mücadeleye yönelik bir mevzuat bulunmamakta ve nefret suçlarına yönelik düzenlemeler cinsel yönelim, etnisite, yaş ve cinsiyet kimliğini kapsamamaktadır.

– LGBTIQ’ların temel insan haklarının korunmasında ciddi endişeler mevcuttur. Türkiye’deki mevzuat cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelinde nefret suçu ve nefret söylemini kapsamamaktadır. Bununla birlikte seçilmiş ve atanmış devlet görevlilerin LGBTIQ’lara lişkin nefret söylemi ve hedef göstermelerinin arttığı gözlemlenmiştir.

– Raporda LGBTIQ’lara yönelik ayrımcılık ve şiddetin artarak sürmesine rağmen, LGBTIQ’lara karşı işlenen suçların etkin bir şekilde soruşturulmadığına dikkat çekilmektedir.

İfade ve örgütlenme özgürlüğü

  • Özgür sivil topluma yönelik ciddi gerileme devam etmektedir. Türkiye’de sivil toplum özellikle kadın hakları ve LGBTIQ hakları gibi alanlarda çok önemli katkılara sahip olmasına rağmen, sivil toplumun özgürce faaliyette bulunma hakkı ve ifade ve örgütlenme özgürlüğü giderek daralmaktadır. Özellikle uluslararası fon ve yardım alan sivil toplum kuruluşları kriminalize edilmekte ve hedef gösterilmektedir.
  • İnsan hakları savunucuları ve bağımsız sivil toplum örgütleri adli soruşturmalar, davalar, tehditler, uzun süreli keyfi gözaltılar ve kötü muamele yoluyla ağır baskılarla karşı karşıya kalmıştır. Bu baskılar sivil toplum alanında örgütlenme ve ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etkiye (chilling effect) sahiptir.
  • Özellikle 8 Mart Dünya Kadınlar günü eylemlerinin yasaklanması, Onur Yürüyüşü’nün yasaklanması ve Onur Yürüyüşü’ne katılmak isteyen yüzlerce kişinin gözaltına alınması gibi uygulamalar barışçıl gösteri ve yürüyüş hakkı çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile uyumlu değildir.
  • Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na ve Tarlabaşı Toplum Merkezi’ne açılan davalara, Roza Kadın Derneği’nin yöneticilerinin gözaltına alınmasına ve LGBTIQ dernek ve hak savunucularını hedef alan karalama kampanyalarına dikkat çekilen raporda, insan hakları savunucularına yönelik yargısal ve idari baskılar da dahil olmak üzere sivil toplumun hedef gösterilmemesi ve faaliyetlerinin kısıtlanmaması tavsiyesine yer veriliyor.


Raporun tamamına buradan: https://neighbourhood-enlargement.ec.europa.eu/turkiye-report-2022_en


Raporun temel bulgularının (özet) Türkçe çevirisine ise buradan erişebilirsiniz:
https://www.avrupa.info.tr/tr/news/2022-turkiye-raporunun-temel-bulgulari-10911

(TY)



Apsny News

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: