December 1, 2022

“İran İslam Cumhuriyeti, halk isyanını bastıramıyor” – Tuğçe Yılmaz


* Fotoğraflar: Anadolu Ajansı.

Jîna Mahsa Amini’nin Tahran’da “ahlâk polisi” tarafından öldürülmesinin ardından başlayan protestolar ikinci ayını geride bıraktı.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR), İran’da devam eden protestolarda sadece son bir hafta içinde 40’tan fazla kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

İran’daki protestoların nasıl devam ettiği ve sönümlenip sönümlenmediğine dair sorularımızı yanıtlayan İranlı aktivist Araz Bağban “Rejim, isyanı kararlı bir biçimde bastırmaya devam ediyor. Fakat mevcut durum bir çıkmaza girmiş gibi görünüyor. Bu haliyle halkın gücü İslam Cumhuriyeti yapısını yıkmaya yetmiyor, öte yandan İslam Cumhuriyeti ise halk isyanını bastıramıyor,” diyor.

Eylemlerin nasıl devam ettiğini, İran İslam Cumhuriyeti’nin zorunlu başörtüsü uygulamasını esnetip esnetmediğini ve Kürt partilerine yönelik saldırıları sorduğumuz Araz Bağban anlatıyor.

Öncelikle protestolar şu an nasıl ilerliyor, biraz bunu aktarabilir misiniz? Başlangıçta kuvvetli bir protesto dalgası vardı ve sönümlendi gibi algılanabiliyor; ancak tam aksine, protestoların daha ateşli bir şekilde devam ettiğini söyleyebilir miyiz?

Protestolar gerçekten de başlangıçta olduğundan daha ateşli bir biçimde ilerliyor. Hatta son haftalarda daha önce isyanın uğramadığı küçük şehir ve kasabalarda bile eylemlerin yapıldığını gördük. Sönümlenen, uluslararası heyecan olabilir belki. İsyanın ilk ayında inanılmaz bir uluslararası heyecan ve destek vardı, protestoların uzaması ile birlikte doğal olarak o heyecan biraz sönümlendi. Fakat İran’ın içinde isyan, “Sanki durgunlaştı,” dediğimiz her an yeni bir eylem dalgasıyla daha güçlü bir biçimde geri döndü.

Kürt kentlerindeki eylemler

Tabii ki eylemlerin yoğunluğu bölgeden bölgeye çok farklılık gösteriyor. Şu an Kürt kentlerindeki eylemler her zamankinden daha yoğun ve daha kararlı. Beluciler her Cuma namazı sonrası eylem yapıyor. Yoğunluğu Kürdistan ve Belucistan’daki eylemlerle kıyaslanacak kadar olmasa da Hazar Denizi’nin kıyısında Gilekler, sokakları çok az boş bırakıyor. Tahran’da ise eylemler bir bölgeden başka bir bölgeye sıçrayarak devam ediyor. Lorlar’ın yaşadığı bölge de geçen hafta yoğun bir eylem dalgasına şahit oldu.

Türk kentlerinde eylemler bir ara sönümlenmişti, son bir haftadır yine oralarda da bir canlanma ortaya çıktı. Hatta Tebriz’de yıllar sonra ilk defa esnafın üç günlük kepenk kapatma grevine bile şahit olduk. Tabii henüz eylemlere çok kararlı biçimde katılmayan şehirler de mevcuttur.

Eylemler hükümet açısından nasıl karşılanıyor peki?

Süregiden isyan boyunca İslam Cumhuriyeti’nin eylemleri kanlı bir biçimde bastırması halkı daha da korkusuz kılmaya başladı. Her öldürülen insanın cenazesi ve ölümünün 40. günü törenleri başka bir eyleme dönüşüyor. Bu törenler tekrar kanlı bir şekilde bastırılınca halkın öfkesini daha büyük bir şekilde taşıdığı yeni eylemler zinciri ortaya çıkıyor. Özellikle Kürdistan ve Belucistan’da buna şahit oluyoruz.

Öte yandan, İslam Cumhuriyeti yapısı yıkılmadan İran’da gerçek bir değişimin ortaya çıkmayacağına bu coğrafyada yaşayan tüm halklar inanmış durumda. Bu değişimin gerçekleşmesini de artık halklar tüm varlıklarıyla istiyor ve bu da isyanın ilerlemesi sağlıyor.

“Halk İslam Cumhuriyeti’nden umudunu tamamen kesti”

Yıllarca halk düzen içinde reforma umut bağladı, kitlesel bir biçimde genel seçimlere katıldı; fakat bir yararını görmedi. Halkın isteği yönünde herhangi bir adım atılmadı hatta durum giderek daha da kötüye gitti. Üstüne son yıllarda hayat pahalılığına karşı ortaya çıkan protestolar kanlı bir biçimde bastırıldı. Böyle olunca halk İslam Cumhuriyeti’nden umudunu tamamen kesti ve yollarını bu yapıdan bütünüyle ayırdı. Bu, Reisi’nin seçildiği seçimlere yansıdı. Seçimler çok düşük bir katılımla gerçekleşti. Artık halkla İslam Cumhuriyeti yapısı arasında herhangi bir diyalog yolu kalmadı, bu da halkı sokak eylemlerini sürdürmekte kararlı kılıyor.

Medreselerin ateşe verilmesi

İzlediğimiz videolarda bazen mollaların eğitim aldığı dini medreselerin ateşe verildiğini görüyoruz. Bu eylemler İran’da nasıl karşılanıyor?

Evet, dini medrese yakma eylemine şimdiye dek birkaç kere şahit olduk. Özellikle isyanın başladığı günlerde daha sıkça görüyorduk, son günlerde ise iki kentte daha bu eyleme şahit olduk. İslam Cumhuriyeti bir dini istibdat rejimi olarak halkın nezdinde bu medreselerle bağdaşmış durumda. Her dini medrese, devlet yapısının önemli organı olan mollaları yetiştirme yeri olarak görülüyor. Yani o medreseler halkın gözünde artık sıradan dini mekânlar değil. Toplumda yaygın bir geleneksel muhafazakârlığın varlığına rağmen bu medreseleri halk, devletin yapısının bir parçası olarak algıladığı için genel olarak bu yakma eylemlerine tepki göstermiyor.

Ateşe verilen mekânlar arasında ayrıca Devrim Muhafızları’na bağlı paramiliter Besic Gücü’nün karargâhları da var. Besic, İslam Cumhuriyeti tarafından eylemleri bastırmakta kullanılan en önemli güçlerden biri ve halk arasında Besic Gücü’ne karşı büyük bir nefret uyandırmış durumda. Özellikle küçük şehirlerdeki eylemlerde Besic Gücü’nün karargâhları halkın ilk hedeflerinden biri.

Mollaların sarıklarının düşürülmesi

Bir diğer tartışılan görüntü ise mollaların sarıklarının genç kadınlar tarafından düşürülmesi. Bu yaygın bir eylem mi ve siz bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Sarık düşürme eyleminin yaygınlığını kestirmek zor. Ne kadarının kayıt altına alındığını bilmiyoruz. Fakat paylaşılan görüntülerde bazı mollaların sokakta sarıksız yürüdüğünü ya da düşürülmesin diye bir bezle sarığını sıkıca kafasına bağladığını görüyoruz. Sarık düşürme eyleminin yaygınlığı bazı mollaları önlem alacak kadar endişelendirmiş olmalı. Hatta bu konu reformistlere yakın bir gazeteye bile taşındı. Bu gazetede yer alan bir söyleşide, üç molla sarık düşürme eyleminin protesto ruhuna uygun olmadığını anlatıyordu.


Fotoğraf: Mollaların sarıklarının düşürüldüğü videoların birinden ekran görüntüsü.

Bu eylemi dini medreseleri yakma eyleminin paralelinde değerlendirmek lazım. İran’ın son birkaç yüzyıllık tarihinde Mollarlar, Şii topluluklarının önemli bir parçası oldu. 1979 Devrimi’nin köktenci İslamcılar tarafından çalınması ve sonucunda ortaya çıkan İslam Cumhuriyeti yapısının tüm uygulama, cinayet ve baskılarına rağmen sıradan mollalar halk nezdinde hâlâ bir saygınlığa sahipti. Fakat bu son isyanla birlikte bu kesimin değerinin fazlasıyla azaldığını görüyoruz.

Mollalar artık İran halkının gözünde herhangi bir din adamı değil, İslam Cumhuriyeti’nin bir uzantısı ve gündelik hayattaki tezahürü. Paylaşılan bazı görüntülerde, mollaların hicap konusunda kadınları uyardığını da izledik. Bu yüzden mollalara yönelik tutum, özellikle genç kuşaklar arasında farklı boyutlara taşınabiliyor.




“İslam Cumhuriyeti Kürt halkına gerçek bir savaş açtı”

Hükümetin Kürt partilerine yönelik saldırılara devam etmesinin nedeni nedir?

İslam Cumhuriyeti’nin Kürt partilerine yönelik saldırısının tek nedeni Kürt kentlerinde eylemlerin çok yoğun bir şekilde sürüyor olması. Bu günlerde Kürdistan İran’daki isyanın ve devrimci yükselişin üssü olarak değerlendirilebilir. İslam Cumhuriyeti Kürt halkının direnişini kırarsa İran genelinde isyanı kontrol altına alabileceğini düşünüyor. Bir yandan da Kürtler İran’daki tek örgütlü etnik grup. Bu da onların mücadelesini daha çok öne çıkarıyor.

Kürt partileri ise İslam Cumhuriyeti’nin tüm saldırı ve baskılarına rağmen halkı korumak adına bile silahlı mücadeleye geçmedi. Fakat halk geri adım atmıyor ve İslam Cumhuriyeti de Kürdistan’daki isyanı bastırmadaki aczini kapatmak için daha sert bir biçimde saldırıyor.

Bu doğrultuda halkın iradesini kırmak için son günlerde İslam Cumhuriyeti Kürt halkına gerçek bir savaş açtı. Son bir hafta içinde sadece Kürt kentlerinde 56 insan İslam Cumhuriyeti kolluk kuvvetlerince katledildi. Yani rejim bir yandan sokağa dökülen halkı katlediyor bir yandan da halkın direnişinin kararlılığını sağlayan örgütlülüğünden intikamını almak istiyor.

“Kürtler gibi Beluciler de geri adım atmıyor”

Belucistan’daki “Kanlı Cuma” katliamının ardından yaşanan protestoları nasıl değerlendiriyorsunuz? Bildiğimiz kadarıyla Belucistan halkının özerklik talebini Mevlevi Abdulhamid İsmailzehi gibi bazı “din adamları” da destekliyor.

En az 100 insanın öldürülmesiyle biten Zahidan’ın Kanlı Cuma’sının ardından her Cuma namazından sonra Beluciler sokağa çıkıyor. Hatta İslam Cumhuriyeti’nin güvenlik güçleri Belucistan’ın Haş kentinde halka bir Kanlı Cuma daha yaşattı. O gün en az 18 kişi katledildi. İslam Cumhuriyeti Sünni halka karşı pervasızca saldırıyor ve onları kolayca öldürebiliyor. Buna rağmen Kürtler gibi Beluciler de geri adım atmıyor. Beluciler bölgelerinde ve İran’da dini, ekonomik ve etnik ayrımcılığa karşı çıkıyor bu da doğal olarak alttan bir baskı olarak Belucistan’daki din adımlarının çağrılarına yansıyor.

Aslında Mevlevi Abdulhamid’in referandum isteği devletin meşruiyeti üzerineydi. İran’da halkın çoğunluğunun var olan iktidardan hoşnut olmadığını dile getiren Mevlevi Abdulhamid bu konuda bağımsız uluslararası kuruluşların güdümü altında bir referandumun gerçekleşmesini talep etti. Fakat konuşmasının bir kısmında da var olan etnik ve dini ayrımcılığın kaldırılması gerektiğine vurgu yaptı.

İki ay içinde beş kişiye idam cezası

Gözaltı ve tutuklamaların oranında/şiddetinde değişen bir durum oldu mu?

Tutuklamaları takip etmek çok zor hale geldi. Gözaltı ve tutuklamaların süregiden isyan boyunca yoğunluğunu kestirmek çok dikkatli bir inceleme gerektiriyor. Fakat görünen o ki, eylemlerin yoğunluğunu azaltmak adına İslam Cumhuriyeti’nin yaptığı gözaltı ve tutuklama hız kesmeden devam ediyor. Bir kentte eylem yapıldığında hemen ardından tutuklamalar başlıyor. Örneğin görüntülerde tespit edilen eylemciler büyük ölçekte tutuklanıyor.

Sosyal medya hesabından devletin halka karşı uyguladığı şiddete karşı çıkan insanlar tutuklanıyor. Ayrıca, bir bölgede azıcık etkisi olan, sözü insanlar tarafından dikkate alınan çoğu aktivist bu süre içinde eyleme katılsın katılmasın gözaltıyı deneyimledi. Herhangi bir itiraz hemen tutuklama nedeni olabiliyor. HRA News’a göre ilk iki ay içinde en az 16 bin kişi tutuklandı ve tutuklananlar arasından en az 5 kişi idam cezasına çarptırıldı. Bu sayılara son 10 gün içinde yapılan gözaltı ve tutuklamalar da eklenmeli ve tutuklamalardan dolayı hapishanelerdeki durumun vahameti de araştırılmalı.

“Büyük şehirler potansiyellerini ortaya koyamadı”

Eylemlerin sürdüğü bölgelerde bir değişiklik var mı? İlk konuşmamızda neredeyse tüm kentlerde halkın sokaklarda olduğunu söylemiştiniz.

Eylemlerin olduğu bölgelerde büyük bir değişiklik yok. Bazı bölgelerde yeni ilçeler isyana katılıyor, bazı bölgelerde ise eylemlerin yoğunluğu azalıyor. Bence isyanın bu aşamasında yoğunlaşılması gereken önemli bir konu var, o da büyük şehirlerin potansiyellerini tam olarak ortaya koymamış olması. Tahran ve Kerec dahil Meşhed, İsfahan, Tebriz, Şiraz, Ahvaz, Yezd, Urmiye ve Kirman gibi kentler yoğunluk ve kararlılık açısından Kürt ve Beluci kentlerinin yarısı kadar bile eylemlere katılım sağlarsa isyan büyük bir sıçrama yaşar.

Böyle bir durum ortaya çıkarsa bir yandan İslam Cumhuriyeti kolayca Kürdistan ve Belucistan isyanını bastıramaz, bir yandan da kararsız kesimin isyana katılımı kolaylaşır. İran’da İslam Cumhuriyeti’ni meşru görmeyip isyanı da yıkıcı bir güç olarak tanımlamayan büyük bir kararsız kesim var. Büyük şehirlerde isyan, daha kararlı ve yoğun bir biçimde ilerlerse bu kesimin devrime inancı artar. Bu da yanında büyük şehirlerde sanayi işçileri arasında grevleri de yanında getirebilir.

Şimdiye kadar grevler genel olarak çarşılarda esnafın kepenk kapatmasıyla gerçekleşti. Fakat küçük birkaç grev dışında işçi sınıfı karakteri taşıyan grev ve eylemlere şahit olmadık. Eylemler büyük şehirlerde kitleselleşir ve kararlı bir biçimde ilerlerse bu nicel sıçrama yanında nitel bir sıçramayı da getirebilir.

İran milli futbol takımının marş söylememesi

Uluslararası basının ve diğer ülkelerdeki insan hakları aktivistlerinin, oyuncuların, ünlü isimlerin desteğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunlar bir işe yarıyor mu?

Bence böyle kitlesel isyanlara uluslararası halk desteğinin olması her zaman önemli. Bir dayanışma mesajıyla bile isyanın parçası olan insanlar seslerinin bir yerlere ulaştığını görüyor. Ayrıca boşuna bedel ödemediğine ve doğru yolda ilerlediğine inancı artıyor. Bu destek tabii ki halkın bildiği ve güvendiği yüzlerden gelince daha da etkili oluyor. Özellikle sosyal medyada böyle destekler çok fazla yankı bulabiliyor. Fakat uzun bir süreç içinde, bu süregiden isyan için de oldu, genelde bu destekler sönümlenebiliyor veya çok kritik bir dönemde doğru bir mesaj bile verilse iyi bir etki yaratamayabiliyor.

Bazen bu destekler geldiği kurum veya kişiye bağlı olarak tartışma da yaratabiliyor. Böyle zamanlarda bazen İslam Cumhuriyeti’nin bir bölgede yaptığı katliam veya baskı bir ünlünün mesajının ya da onun etrafında dönen tartışmanın gölgesinde kalabiliyor. Nitekim son günlerde bazı spor müsabaka veya maçlarında İranlı sporcuların verdiği destekler uluslararası medyada yankı bulsa da İran’da etkili bir mesaj olarak karşılanmadı.


Katar’da düzenlenen Dünya Kupası turnuvasından. 

Örneğin, İran milli futbol takımının İran İslam Cumhuriyeti marşını söylememesi Kürdistan’da süregiden katliamın ortasında gerçekleşti. Bu konu uluslararası arenada Kürdistan’daki katliamdan daha fazla konuşuldu. Özellikle Avrupalı takımların kaptanlarının gökkuşağı pazubandını takmasından vazgeçmesi İranlı sporcuların suskunluğu ile karşılaştırıldı ve çok da karşılığı olmayan bir kahramanlık hikâyesi yazıldı. O sırada insanlar ağır silahlarla Kürt kentlerinde taranıyordu. Tabii ki insanların saniye saniye İran’daki isyanı takip etmesi beklenemez; fakat bence bazı mesajların gerektiği gibi etkili bir destek mesajı olmadığını da görmek gerekiyor.

“Hicap kurallarında bir değişiklik yok”

Hicap kurallarının gevşetilmesi yönünde bir değişiklik var mı? İzlediğimiz çoğu videoda kadınların gündelik yaşamda da başörtülerini çıkardığını görüyoruz. Yasal bir yaptırıma maruz kalıyorlar mı şu an bu tavırlarından dolayı?

Hicap kurallarının gevşetilmesi yönünde herhangi bir değişiklik yok. Hatta devlet kademelerinde son zamanlarda hicap konusunda dini-kültürel çalışmaların yetersizliği bile tartışılıyor. Fakat sosyal medya paylaşımlarında kadınların sokaklarda korkusuz bir biçimde başörtüsüz dolaştığını görüyoruz. Bunda isyanın çok büyük payı var bence. Kadınlar, eylemlerin en ön saflarında yer alıp mevcut yapıya karşı savaşıyor. Hem sokaklarda hem okullarda (lise ve üniversitelerde) geniş kadın katılımı ile eylemlerin gerçekleştiğine şahit oluyoruz. Bu mücadele ruhu doğal olarak kadınların gündelik hayatına da yansıyor.

Özellikle Tahran’ın bazı bölgelerinde kadınlar daha serbestçe dolaşabiliyor. Gündelik hayatın bölgeden bölgeye, hatta bir kentin içinde semtten semte çok farklılık gösterdiğini dikkate alırsak duyduklarımızdan ve izlediklerimizden kadınların hayatının ve başörtüsüz dolaştıklarının nasıl bir karşılık bulduğunu kestirmek zor. Bazı başörtüsüz fotoğraflar paylaşan kadınların gözaltına alındığını biliyoruz. Örneğin Tahran’da bir restoranda başörtüsüz kahvaltısını yapan bir kadın bir süre sonra gözaltına alınmıştı. Bir ara İrşad devriyesinin (ahlâk polisinin) şehirlerde aktif olduğunu da gördük.

“Örgütsüzlük, isyanı daha ileri gitmekten alıkoyuyor”

Sizin eklemek istediğiniz nedir?

İslam Cumhuriyeti rejimi şimdiye dek yüzlerce insanın canına kıydı ve binlerce insanı İran İslam Cumhuriyeti’nin yasalarına bile aykırı bir şekilde hapishanelerde tuttu, tutmaya da devam ediyor. İnsan hakları kuruluşları her gün birkaç ölüm ve çok sayıda tutuklama haberi paylaşıyor. Bunlara rağmen İslam Cumhuriyeti yapısında henüz muhalif bir sesin ortaya çıktığını veya bir çatlağın oluştuğunu görmedik. Rejim, isyanı kararlı bir biçimde bastırmaya devam ediyor. Fakat mevcut durum bir çıkmaza girmiş gibi görünüyor. Bu haliyle halkın gücü İslam Cumhuriyeti yapısını yıkmaya yetmiyor, öte yandan İslam Cumhuriyeti ise halk isyanını bastıramıyor.

İran’da yeni bir devrimin gerçekleşmesi için, isyanın kitleselleşmesi, halkın kendi yerel komite veya örgütlerini kurması, sanayide genel grevlerin başlayıp yaygın bir biçimde devam etmesi gibi çeşitli aşamaların aşılması gerekebilir. Özellikle genel bir örgütsüzlük bu isyanı daha ileriye gitmekten alıkoyuyor. Bu koşulların hepsinin gerçekleşmesine gerek olmayabilir. Fakat devrime dönüşmesi için isyanda nicel ve nitel olarak bir sıçramanın ortaya çıkması gerekiyor.

* Araz Bağban’la İran’daki protestoların üçüncü haftasında gerçekleştirdiğimiz söyleşinin ilki için tıklayın.

(TY)





Apsny News

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: