Sefer başka bir uçakla gecikmeli gerçekleştirildi
27 senedir dinmeyen ‘Çığlık’ - Diken
20.03.2023 - Pazartesi 01:39
[ad_1]
AYŞE DENİZ YURDAKUL
@denizyurdakul
Çığlık serisinin ilk filmi 1996 yılında gösterime girdiğinde 25 yaşında ve New York’taydım. Korku ve gerilim türünün sıkı bir hayranı olarak, hem de çok sevdiğim ‘Elm Sokağı’nda Kabus’ serisinin yönetmeni Wes Craven tarafından çekilen bu yeni ve oldukça iddialı ‘bıçaklı seri katil’ filmini tabii ki kaçırmayacaktım.

Kız kardeşimi de yanımda sürükledim ve ‘Çığlık’ı sinemada, üstelik de gece seansında izlemeye gittik. Filmi izlerken nefes almayı bile unuttuğumu hatırlıyorum. Film bitip de karanlık New York sokaklarına çıktığımızda kardeşimle titreyerek birbirimize sokulmuş, metroya binemeyip taksiyle otele dönmüş ve günlerce filmin etkisinden kurtulamamıştık.
Aradan tam 27 yıl geçmiş olmasına rağmen o geceyi de, filmi de, filmin bana hissettirdiklerini de sanki dünmüş gibi hatırlıyorum. Neden peki? Benim gibi korku edebiyatı okuyarak büyümüş, en kötüleri dahil bulduğu bütün korku, cinayet ve gerilim filmlerini izlemiş bir genç kadını bu kadar şaşırtıp büyüleyen, aradan 27 yıl geçmiş olmasına rağmen filmi asla unutmamasına sebep olan şey neydi?
Çığlık devrimi
Orijinal Çığlık’ın senaryosunu yazan Ken Williamson, belki o zaman kendi de farkında olmasa da aslında bir çığır açmış, bir devrim yapmıştı.
O güne kadar ‘teen slasher’ denilen ve gençlerin bir seri katil tarafından katledildiği bu ‘alt tür’ filmlerinin (13. Gün, Halloween, Elm Sokağı’nda Kabus) bir takım klişeleşmiş kuralları vardı. Çığlık bütün bu kuralları yıkmakla kalmayıp kuralların kendisi ile de dalga geçti.
Orijinal filmde de devam filmlerinde de klasik ‘teen slasher’ filmlerinde olduğu gibi birbirine sıkı sıkı bağlı ve kimilerinin aralarında romantik aşk ilişkileri olan gençlerle tanışıyoruz. Normalde bu gruplardaki gençler toplu halde ‘kurban’ olup hep birlikte onları öldürmeye çalışan bir psikopat katil ile mücadele ederlerken Çığlık bu kuralı bozdu ve psikopat katili grubun içinden biri yaptı. Böylece sadece bir ‘seri katil’ gerilimi değil aynı zamanda ‘katil kim’ gizemi de izledik. Katiller de çoğunlukla en beklemediğimiz yerden çıktı.
Tehlike her yerde

Yıkılan bir başka kural kahramanların kalabalıklar içinde ve gün ışığında ‘güvende‘ olacağı varsayımıydı. Çığlık serilerinde kahramanlarımız ağzına kadar dolu ev partilerinde, güpegündüz kalabalık parklarda, sinema salonlarında, tıklım tıklım dolu metrolarda öldürüldüler. Güvenli yer, güvenli zaman, güvenilir kişi diye bir şey yoktu; herkes katil ve herkes kurban olabilirdi.
Daha Taht Oyunları’nın (Game of Thrones) esamesi okunmazken Çığlık bize seyircinin en sevdiği karakterlerin bile bir dakikada gözden çıkarılabileceğini gösterdi. En beklemediğiniz anda, ‘yok canım bu karakteri de öldürmezler’ derken, en çok ısındığınız karakter şak diye ölebiliyordu.
Drew Barrymore ilk beş dakikada nasıl ölür!
Yine de o gece New York’ta 25 yaşındaki beni şoka sokan şey bunlardan hiçbiri değildi. Ben, genellikle kadın olan gerilim filmi baş karakterlerinin ne olursa olsun, ne kadar kesilip biçilirse biçilsin filmin sonunda hayatta kaldığını izleyerek büyümüştüm.
Dolayısıyla o zamanlarda şöhretinin doruklarında olan ve filmin başrol oyuncusu zannettiğim (o zamanlarda sosyal medya olmadığı için bugünkü gibi spoiler da yoktu) Drew Barrymore filmin ilk beş dakikasında evinin bahçesinde vahşice doğranıp bir ağaca asılınca donup kalmıştım.
Sanırım beni bunca sene sonra hâlâ bu kadar etkileyen şey işte o ilk sahneydi. Tabii o ilk andan itibaren bir ‘Çığlık’ bağımlısı oldum ve hiçbir devam filmini kaçırmadım.
Tam 27 sene sonra ‘Çığlık 6’yı, bu sefer 18 yaşında olan oğlumla beraber izledim. Yeni filmde bizler için artık aileden birleri gibi olan Neve Campbell ve David Arquette yok ama Courteney Cox var.
Aslına dönen bir ‘requel’
Çığlık 6, kendisinin bir ‘requel‘ olduğunu söylüyor. ‘Requel‘ bir serinin orijinal hikayesine, başlangıcına dönmesi anlamına geliyor. Çığlık 6 da tam olarak bunu yapıyor. Yeni arayışlara girmeden ilk filmde Wes Craven ve Ken Williamson’ın yarattığı ve bunca yıldır işe yaramış olan formulü bir kez daha hayata geçiriyorlar.
Aralarında Wednesday rolü ile özellikle gençler arasında çok sevilen Jenna Ortega’nın da bulunduğu yeni jenerasyon genç grubu, ilk kez bir büyük şehirde, New York’ta bir yandan ‘hayalet suratlı’ bıçaklı katilden kaçmaya bir yandan aralarındaki hainin kim olduğunu bulmaya çalışıyor.
Serinin altıncı bölümü bol kanlı, bol kurbanlı ve yine bol sürprizli olmuş. Belki de köklerine dönmeyi tercih ettikleri için serinin hayranları ‘Çığlık 6’dan oldukça memnun kaldılar. Türü seviyorsanız ve/veya Çığlık izleyiciyseniz film sizi hayal kırıklığına uğratmayacaktır. Ben ise, bundan 20 yıl sonra serinin 13’üncü bölümünü torunlarımla izlemenin hayalini kuruyorum.
Bu hafta dokuz film vizyonda: İrlanda’nın ilk Oscar adayı psikolojik dram ‘Sessiz Kız’ beyazperdede
[ad_2]
Apsny News