Politika

Boğa Boğa: Açlık oyunları – Diken


SELİN GÜREL

@selingurel_

Boğa Boğa’yı, olamadığı filmi düşünmeden izlemek imkansız. Tek bir film de değil, birçok farklı ihtimal ve
bir o kadar farklı film sırada bekliyor.

Fotoğraflar: Netflix

Halkın parasının umut tacirliğiyle toplandığı ve göstere göstere iç edildiği büyük bir vurgundan sonra, gözlerden uzak bir köşede cezadan sıyırmayı bekleyen Yalın’ın hikâyesi, bizimkisi gibi vurgunlar cenneti bir ülkede her kapıya çıkabilir.

Tekinsiz sakinlerinin fırtınadan önceki sessizliği her an delmesini beklediğiniz bir küçük kasaba gerilimi olabilir örneğin ki başlangıçta öyle olduğunu sanıyorsunuz.

Köşeye sıkışmışlık duygusuyla karakterini yiyip bitiren, zorunlu inzivasıyla kafayı duvarlara vurdurtan, hayalle gerçek arasındaki çizgiyi muğlaklaştıran bir psikolojik gerilim olabilir ki Kıvanç Tatlıtuğ’un bazı yalnız sahnelerinde bu tadı da alıyorsunuz. Herkesin içinin yağlarını eritecek, ibretlik bir kolektif-kişisel adalet öyküsü olabilir. Tüm kartların açıldığı, duygusal silahların çekildiği, bol sürprizli bir ilişki gerilimi olabilir. Ya da her şeyi boş verip, düşmanlarla dolu bir adaya bırakılmış gönülsüz kahramanın hayatta kalma mücadelesine öykünerek, diken üzerinde oturtan bir intikam hikâyesi olabilir.

Boğa Boğa, bunların hepsine birden yaklaşıp hiçbiri olmamayı tercih ediyor. Birçok kez av ile avcının
hikâyesi olduğunu ima ediyor ama rollerin tersine çevrilmesi kimsenin ilgisini çekmeyecek noktaya kadar
tekrarlanınca bunun da bir önemi kalmıyor.

Başta günümüzdeki yalan toplumunun ahvaline, çalanın çaldığının yanına kâr kaldığı böyle gelmiş böyle
giden düzene, sınıf atlama hırsına, kimsenin içini soğutmayan göstermelik adalet gösterilerine, paranın sıcak ve kirli koynuna hiciv penceresinden bakmayı kafasına koymuş bir film Boğa Boğa.

Suçluyu, yardakçıları ve kurbanları bir bir sahneye itelerken, kimseyi sevimli ya da özdeşleşilebilir kılmamak için özel bir çaba sarfediyor. Ancak nedense, henüz oyunu kurallarına göre oynamayı bilmeyen, finale kadar aklından değil de kaba kuvvetten medet uman kurban-suçlumuz Yalın’la seyirci arasındaki mesafeyi dengeli bir çizgide tutamıyor.

Yalın azılı suçlu olmak için fazla duygusal

Yalın masum değilse bile azılı bir suçlu olmak için de fazla duygusal görünmeye başlıyor. Meşru
bir dolandırıcı için gündelik hayatta fazla saf, işlediği suçun bedelinden habersiz, başlangıçta sıradan insanla kurduğu ilişkide de hayli gamsız. Muhakkak suçlu ama onu izlerken insan düşünüyor: Etrafta başka
‘yılanlar’, başka ‘yalanlar’ yok mu? Eline fırsat geçiren herkes birer küçük Yalın değil mi?

Diğer yandan, Banker Kastelli’lerin Çiftlik Bank’ların ülkesinde, seyirci olarak Beyza’nın değil de Yalın’ın tarafına meyletmekte gerçekten bir sorun yok mu? Filmin seyircide yarattığı, yanlış bir şey yapıyormuş gibi
hissettiren, rahatsız edici ikilem biraz burada saklı.

Hiciv, hedeflendiği gibi varlık gösteremedi

Seyirci Yalın’ı yargılamaktan vazgeçince, bütün hikâye karakterin oyunun kurallarını nihayet kavradığı ana
kadar tekrara düşüyor. Kendisinin başlatmadığı ölümüne kavgalardan bir bir galip ayrılmasını izlerken,
baştaki suçlu adam dehşetinin yavaş yavaş kabuk değiştirdiğini ve sonlara doğru kendi kendinin parodisine dönüştüğünü görüyoruz. İşte bu parodiyi kara mizahla karıştırmamak gerek. Boğa Boğa’da, ‘Bıçaklar Çekildi’ (Knives Out) tarzında bir kara mizah hevesi güçlü şekilde hissediliyor, ancak eyleme dökülmüyor. Bu yüzden yukarıda sözü geçen hiciv niyetinin de sadece bir düşünce şekli olduğunu, hedeflendiği gibi varlık gösteremediğini eklemek gerek.

Beyza’ya büyük haksızlık

Yan karakterlerin yazılamadığı, bazı karakterlerin neden konuştuklarına ve ne söylediklerine anlam
verilemediği, filmin en zeki karakteri gibi görünen Beyza’ya (Funda Eryiğit) büyük haksızlık eden, bazı
vurguları seyircinin kaçıracağından korkup tekrar tekrar öne süren, endişeli bir senaryo ile karşı karşıyayız.

Neyse ki jandarmayı canlandıran Onur Gürçay’ın nüanslı performansı, bu kaostan başarıyla sıyrılıyor.
Kıvanç Tatlıtuğ’un canlandırdığı karaktere birkaç gömlek fazla gelen, özellikle yalnız olduğu sahnelerde
parlayan, birinci sınıf performansıysa film için büyük kazanç. Ancak Boğa Boğa’nın gerilim olmayı bir an
bile unutmadığı, seyirciyi adım adım tansiyonu yükselen ‘Sığınak’vari (Take Shelter) bir paranoyanın etkisi
altına soktuğu, hatta Beyza’nın yaptığı korkuluk benzetmesinden alınan ilhamla Yalın’ı ‘Gizemli Ada’ (The
Wicker Man) misali kasaba halkına kurban eden bir paralel evrende, herkesin hanesine bir artı yazılabilirdi.
Öyle olsaydı, koca filmin ibretlik finaline indirgenmesine de gerek kalmazdı.

Onur Saylak ve Hakan Günday imzalı: ‘Boğa Boğa’ filminden ilk fragman




Apsny News

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu