Güncel

İYİ Parti lideri Meral Akşener, Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu ile ne konuştu?



İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, konuk olduğu bir programda, yoğun ve hareketli geçen gündeme ilişkin merak edilenleri yanıtladı.

“Ben kazanacak formülü düşündüm” diyen Akşener’in açıklamalarından satır başları şöyle:

“O gece mutsuzdu” eleştirilerine yanıt

“Samimi söylüyorum, o paltolu olarak, üzerimde palto varken Temel Bey’in yaptığı konuşma ve Kemal Bey’in esnasında yaptığı konuşmaya baktığınızda tuhaf bir ışık gelmiş. Dolayısıyla sonra paltomu çıkarmışım, hepimiz dizilmişim, orada bir sorun yok ışıkta. Ben aslında herhangi bir mutsuz vesaire durum yok. İmza koymuşum ben. Öyle şey olur mu?

“Bana hiç kimse zorla bir şey yaptıramaz”

Bu dünyada eşim dahil, oğlum hariç, hiç kimse zorla bir şey yaptıramaz. Bir gece evvel hiç uyumadım. Müzakere sebebiyle, insanlar geldi gitti evime. İki belediye başkanımız Mansur Bey ve Ekrem Bey geldi gitti. 02.15 gibi bizim evde oldular.

İstanbul’dan çıkmış gelmiş Ekrem Bey. Sıfır uyku uyudum. Uykusuzlukta biraz hareketleriniz ağırlaşıyor. O masada bir müzakere oldu, uzlaşı ve mutabakat sağlandı. İki metnin altına 6 genel başkan imza attık. Bununla ilgili mutsuzluk söz konusu değil. Doğru bulmadığınız bir kararın altına niye imza atasınız. Gerçekten arkadaşlar baksınlar, paltolu olanda yüzüme gelen ışık şöyle. Bir de deprem oldu, kahkaha atmaya çekiniyoruz.

“Deprem, eski anilarimi gün yüzüne çıkardı”

Ben 99 depreminde Kocaeli milletvekiliydim. Eşim ve kendi ailem oradaydı. Bu deprem benim eski anılarımı çıkardı. Ne kadar kötü bir şeymiş. Acıyı ittiriyorsunuz, sonra anında ortaya çıkıyor. Bir gece sıfır uyku. İyi ayakta kalabildim orada. Yorgunluk herhalde immün sistemini düşürüyor insanı. Ne olur beni affedin, eve gidin üstümü başımı değiştirip dinleneyim dedim. Saadet Partisi’nin menüleri muhteşem olur.

CHP’de Alper Taşdelen’in menüsünde genel olarak balık olur, güzel olur. Çankaya’da.

Pazar gününün gecesinden bahsediyorum. Hiçbir şey gizli saklı değil. Perşembe günkü müzakere masasında, müzakereye kapalı ortam oluştu. Yani; siz bir fikir ortaya koyuyorsunuz diğer 5 kişi tek bir konuda karar almış, onun üzerinden geri gitmiyor. Siz de bunun tartışılmasını arzu ediyorsunuz. Dolayısıyla orada ne oluyor? Herkes bana masadan kalktı diyor ama; masa kalktı.

“Vazgeçebildiğimiz sabitelerimizi konuştuk, müştereklerimizde birleştik”

Müzakere alanı tıkandığı zaman ben bir tarihçiyim, Lozan görüşmelerini babamın amcasının anlatımlarından bilirim. Elbette sertleşmeler, zıtlaşmalar, zaman zaman şu harekete varan tutumlar olur. Her şey güllük gülistanlık olmaz. Lozan’daki müzakereye baktığınızda herkes ortak nokta bulmak üzere. Biz orada 6 kişi, her birimizin birey olarak hayata bakışı, hayata baktığımız yerde problemlere çözüm anlayışı, çözüm anlayışımız, duruşumuz birbirinden farklı.

O masanın en büyük kıymeti Türkiye’nin büyük bir siyasi ve sosyal alanını temsil etmesi. Orada oturuyorsunuz, öncelikle farklılıklarına saygı duymayı öğreniyorsunuz. Babamın ailesi, rahmetli Atatürk, rahmetli İnönü’nün dostu arkadaşı. Hiç solcu bir aile olmadık. Üzgünüm bizi dinleyenlerden. Ama Atatürkçü, CHP’nin kurucu, Cumhuriyet kurucu iradesinin belki kenarında payı olan bir ailenin çocuğuyum.

Ama annemin öz dayısı Menderes’in İstanbul il başkanı. Bir tarafım da orası. Ben espri yapardım aileme, bu ülkede annemin oy kullanmasında halalarım yanında dururdu, kime oy verecek diye. Babasının tarafı Demokrat Partili, öbür taraf İsmet Paşacı. Bu alanın bir biriyle olan çatışmasını o masada en iyi bilen benim.

Bir taraftan İsmet Paşa, bir taraftan da rahmetli Menderes. Birbirine bunları masanın altından söyleyen geçmişimizden bahsediyorum. Bu ülkede ucube sistemden kurtulmanın yollarını aramak üzere oturup birbiri anlamaya çalışması çok kıymetli. Farklılıklarımıza saygı duymayı öğrendik. Vazgeçebildiğimiz sabitelerimizi konuştuk, müştereklerimizde birleştik. Her bir siyasetçinin sabitesi vardır. Hızlı değişen dünyanın yeni değer setleri var.

Sonuç itibariyle elbette birçok konuda ortaklaşabilmek için pek çok münakaşa, müzakere ve ondan sonra bir noktaya geliş oluyor.

Toplantılar nasıl geçiyor?

Biz Kemal Bey ile buluşmadık. O toplantılar şöyle geçiyor; ev sahibi benim diyelim ki, o toplantının önce gündemini yazıyoruz arkadaşlarla. Sonra diğer genel başkanları dolaşıyorum, ekleme ve çıkarmalar yapılıyor. Ondan sonra kendi arkadaşlarımızla basına söyleyeceklerimizi planlıyoruz. Ondan sonra yazılan metni bütün siyasi partilere gönderiyoruz. O metin eklemelerle geri dönüyor, yeni baştan düzenleme yapılıyor, o masada tekrar gözden geçiriliyor.

Perşembe günkü toplantıda başkanlık konuşmasını birazcık öne alma konusunda katkım olduğunu düşünüyorum. En azından yöntemini konuşalım diye. Gerçekten daha önce konuşmadık. Aniden aday konuşulduğu takdirde önce farklılıklar ortaya çıkar. Parlamenter sisteme geçişle ilgili olarak yol haritasını, parlamenter sistemden ne anladığımızı yazdık. Ona bağlı olarak kanun ve anayasa değişikliklerinin ne olduğunu yazdık. Daha da enteresan, şimdi bizim adayımızın elinde her şeyi var. Mutabakat metni kamuoyuyla paylaşıldı. Anayasa değişikliği, güçlendirilmiş parlamenter sistem önerileri.

Örneğin Taha Akyol benim ağabeyimin arkadaşıdır, değer verdiğimiz büyüğümüz. İlk çıktıyı ona da gönderdim. Dolayısıyla onun da katkısı da var. Muhtemelen diğer partilerin de var. Saadet’in, DEVA’nın, Geleceğin, Demokrat Parti’nin, isim asla konuşmadık. Biz hep bir şey dedik, sayın Erdoğan ve arkadaşlarına. Bize soru soranlara ‘seçim tarihini açıkla adayımızı açıklayacağız’. Ve öyle oldu. Dün sayın Erdoğan 10 Mart’ta seçim tarihini açıklayacağını 14 Mayıs’ı ilan edeceğini ilan etti, biz de adayımızı açıkladık.

“Konuşmam sertti, sert olmalıydı”

Ben aday olmadığımı ilan etmiştim. Hiç pişman olmadım. Bugün sizin karşınızda ferah ferah oturuyorsam, her ne kadar Perşembe’den Pazar’a sürekli taş yağmuruna tutulduysam da önemi yok. Kendine bir şey yontuyor duygusunun olmamasını sağlamaya çalıştım. Seçiliriz, seçilemeyiz herkesin Cumhurbaşkanı olmaya hakkı var.

Ersan Bey’i çok severim, huzurunuzda aracılığınızda teşekkür ederim. Kendisini evimde ağırlamak isterim. En fazla taş atıldığı zaman kendimi şeytan taşlamasında hissettim. Ben hacca gitmiş insanım. O gün Ersan hoca, sizin kanalınızda bizimle ilgili çok kolay değildi o sözleri söyleyebilmek. Benim için çok kolay değildi o sözleri söylemek. Ben kendisinin fikirlerini almak istedim, konuşacaktım kendisiyle, daha müzakere sona ermediği için. Çok insan tarafından saygınlığı olan hocamız. Evimde yemekte ağırlayıp fikirlerinden faydalanacağım.

Evet sertti. Sert olmalıydı; ben ne düşünüyorsam. O metni kendim yazdım. Ben tarihçiyim neticede, sosyal bilinciyim. 28 yıldır aktif politika yapıyorum. Bir siyasi partinin mutfağını yönettim. Sert olarak algılanabilir; ama aslında net olmasına dikkat ettim. Aşırı netlikler genel olarak sinir bozar. Bu ‘hayır biz beşimiz böyle düşünüyoruz, senin önerilerin herhangi bir takdire uygun değil’ gibi tutum alınırsa, o zaman net olursunuz. Çünkü siz, kendimden bahsediyorum, kişisel olarak hiçbir şeyin talibi değilim.

“Sayın Kılıçdaroğlu’nu seçtireceğiz”

Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda 1,5 evvel vazgeçmemiş olsaydım. 5 erkeğin arasında tek kadınım ben. Belki bana gelirdi top. Bugünkü sistemi oluşturabilmek için gayretim oldu. Şu anda sayın Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı adayı. Elbette liderlerle bir sorunumuz yok,başından beri destekleyeceğiz çıkan adayı. Popülaritesi yüksek milletin hadi hadi dediği 2 büyükşehir belediye başkanını da onun koşu partneri haline getirdi o masa. Bunu değerli biliyorum. Millet İttifakı’nın adayı sayın Kılıçdaroğlu onlarla birlikte koşacak. Koşu partneri üçü birden. En önde sayın Kılıçdaroğlu’nu elbette seçtirmek üzere.

Dengemi kaybetmiş değildim. Nettim Ben. Ben kalbi açık insanım, hesabım kitabım yok. O masada uzunca dönem geçtikten sonra aday işine doğru yavaş yavaş gittik ama, alan sıkıştığı andan itibaren şunlar konuşmaya başlandı; Meral Akşener birinci başkan yardımcısı olmak istiyor, kazanacak aday onun için diyor. Bu külliyen yalan. Başta sayın Kılıçdaroğlu olmak üzere, diğer 4 arkadaş dahil olmak üzere bir kişiyle buna dair tek bir harf konuşmuşsam, bu arkadaşlar derlerse ki Meral Hanım bununla bizimle konuştu derlerse, şu programdan hemen çıkışta, politikayı bırakmaya hazırım.

Yavaş ve İmamoğlu ile ne konuştu?

Siz kazandığınız zaman x, y, z oy almanın elbette Meclis için önemi vardır. Ama önemli olan Cumhurbaşkanlığını kazanmaktır. Bu ülkede bir şekilde siyasi olarak sağ kalmış kadın politikacıyım. Ailesinin de her bir ferdinin ciddi know-how’ı olan, bir dizi eğitimden geçmiş insanım. Burada herhangi bir menfaat sözkonusu değildi. Müzakere tıkanınca sizi aradım, ‘Pazartesi gelemeyeceğim’ demiştim. Sizin de sorumlu olduğunuz insanlar var. Ben buyum. Burada size söylerken kişisel menfaatim var mı? Ben bu milletin, bu ucube sistemden, burada özne de sayın Erdoğan değil, bizim bu ucube sistemden kurtulmamız lazım, bunun için kazanacak formülü düşündüm. Tartışılması gereken, müzakere edilmesi gereken durumdu. Başardık çok şükür. Hepimiz bir adım attık.

Saaat 02.15’te her iki belediye başkanı geldi. Ekrem Bey beni aradı, 22.30 gibi. ‘Yola çıktım, Mansur Bey’i de alacağım, gelebilir miyim’ dedi. ‘Hayhay’ dedim bir tek şey sordum; Kemal Bey’in bilgisi var mı dedim. Ben insanlara dikkat ederim. Sitenin girişine tembih etmiştim. Sonra haber çıktı. Beni değil iki belediye başkanını rencide eden haber. Kendileri talep etti, kendileri iptal etti. Gece soru sordum; siz bunu Kemal Bey’de izinli mi yapıyorsunuz, evet dediler.

Sonra dedim ki, ne olur ne olmaz size bir arkadaşımı göndereyim, onların arabasıyla gelin, en azından görünmeyin ne olur ne olmaz. Benim amacım bu ülkenin feraha çıkması. Geldiler, bazı seçenekler ileri sürdüler. İzin almadığım için söyleyemem. Kazanmaya odaklandığım için, bu iki arkadaşımızın popülaritesi benden fazla, doğrusunu konuşalım. Dolayısıyla bu arkadaşlarımızın mutlaka o süreçte aktif olmaları gerekiyor. Belediye başkanı görevi üzerinden yardım başka bir şey, ama bu işin içinde bu kampanyada ve sonrasında, kazanma halinden sonra taşın altına ellerini, gövdelerini koyacaklarının da ispatı lazımdı. Orada uzlaştık. Önce üçümüz uzlaştık.

Bu konuşurken ortaya çıkan bir şeydi. Ancak bu kadar anlatabilirim. Dolayısıyla onlar gittiler Kemal Bey’e. Yanlış anlaşılmasın, onlar Kemal Bey’in bilgisi dahilinde geldiler. Sonra saat 21.30’da Kemal Bey beni aradı. İki arkadaşımız sizi ziyaret edecekler, bilginiz olsun, dediler. Ben de dedim ki, dün iki belediye başkanımız, sizin bilginiz dahilinde geldiler, konuşma yaptık. Bazı şeyleri yazıya döküyorum, belli süre geçince insanlar unutabiliyor. Yazı haline döktüm ve her iki arkadaşımıza gönderdim dedim.

Bu bilgiler size geldi mi dedim, evet bana geldi dedi. Benim görüşlerimi getirecekler dedi. Yeniden geldiler ve el sıkıştık. Partiye gittim sonra. Buna kimse inanamıyor. Başarı öyküsü olan yöneticilerden bir kadromuz var bizim. Enteresan bir yapıyız. Ben kendimi sadece operasyonu yöneten bir kişi gibiyim. Orkestra şefi diyebilirsiniz. Habire imza atmak gerektiği zaman, o tür imzalar için yetki alıyorum, gerisini vallahi almadım bugüne kadar.

“Dört günde neler yaşamışız, herkes hakkını helal etsin”

Perşembe günü şu kişileri şöyle getir bana dendi. Söz kesmem, başlangıçta fikrimi söylemem, herkes fikrini söyler, ben de GİK’te son sözlerimi söylerim. Oylamaya katılmam. Evet çıkar, hayır çıkar. Masadan kalkma gibi kavram yok, orada önerimizin arkasında durma kararı çıktı. Tekrar gidip yetki almam gerekiyordu. Jet hızıyla giyinip, genel merkeze gittim. Bütün arkadaşlar milletvekilleri, GİK üyeleri, divan üyelerini topladık. GİK’le zoom üzerinden kayda alınmak kaydıyla genel sekreterimiz görevlendirildi. Bu yetkiyi bana aldı.

Bunu nasıl kamuouyla paylaşacağız. İki belediye başkanımız geldiler, son durum oldu. Sonra ben masaya katılacağımı ilan ettim Kürşad Zorlu Beyefendi üzerinden. Amma uzun şeyler yaşamışız, kalbim yoruldu anlatırken. Hakkını helal etsin herkes, iyi bir şey oldu.

“Ben AK Parti’den, yürünecek yolu beğenmediğim için ayrıldım”

56 doğumluyum. Bu devletin imkanlarıyla okudum, bu milletin oylarıyla İçişleri Bakanı oldum. Ötesi yok. Ben sadece ödüyorum artık. Sıradan bir köy kızı, iki sınıf bir arada ilkokul bitirmiş. Bir öğretmeni parlak bulmuş. Babası onun için ailesini köyden İzmit’inmerkezine taşımış. Sonra sınavlarla devlet okullarında okumuş. Gerisini boş verin, üniversite hocası oldum. Hayatımda hiçbir şey olmasaydı Prof. Dr. Meral Akşener olarak emekli olacaktım. Bunun daha büyüğü var mı?

O günün şartlarında benim köyümde, benim yaşadığım şartlardan daha kötü köyler var. O köyden bir genç kızın Cumhuriyetin, devletin, Atatürk’ün ortaya koyduğu fırsat eşitliğini biz maalesef veremedik. Ben borçluyum. Bu ülkede Tayyip Bey’le benim kapı arkasından görüşmeme ne gerek var. Ben o partinin başlangıçta kurucusuyum. Yürünecek yolu beğenmediğim için ayrıldım. Ben geri zekalı mıyım? Menfaatçi, oportünüst, Makyavelist birisi olsam niye ayrılayım? Ben hep ilkeler üzerinden ayrıldım.

İktidara gelinceye kadar ağzımı açmadım. İktidar olduktan sonra 2007’den beri benim kadar eleştirmiş başka bir şey yok.Ancak ailesi, çoluğu, çocuğu kişiliği benim ağzımdan çıkmaz. Ama onun eylemlerine manevi anlamda mermi atarım. Sayın Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde bana başbakan yardımcılığı teklif edilmiş, kabul etmemişim.

“Tayyip Bey ile gizli saklı hiçbir görüşmem olmadı”

Para işine dönersek… Eğer ben Tayyip Erdoğan’ın çevresinden ve veya başka bir şekilde bir Allah’ın kulundan bu tarz bir konuyla ilgili 1 lira, 5 lira adını ne koyarsanız, almışsam, ispat etmesi çok zor ama, dünyanın en şerefsiz insanıyım. İstanbul’da oturduğum ev belli. 5 dönem milletvekilliği yapmışım. Eşimin babası, İzmit’in ekonomik durumu iyi bir aileydi. Biz onun üstüne bir şey koyamamışız. Maaşımın dışında hiçbir gelirim olmadı benim. Koray Bey iş adamı. Bunu iddia eden ispatlayamazsa şerefsizdir dedi. Koray Bey evini satar koyar partiye. Trabzonlu, burnu düşse yerden almaz.

Her şeyim açıktır. Bugüne kadar Tayyip Bey benimle konuşmak için hiçbir şey yapmadı. Benim de Tayyip Bey’le gizli saklı hiçbir görüşmem olmadı. Hatta deprem zamanında nasıl görüşme yaptığımı televizyondan anlattım. Bugünün dijital dünyasında gizli bir şey olabilir mi? Olsa söylerim. Böyle bir karar verdim derim, peşimden gelen olur, gelmeyen olur. Tayyip Bey’e de ayıp! en ufak bir görüşme inanın yok. Sanki ben göz kırpıyorum, Tayyip Bey koşuyor, böyle bir durum yok. Hatta en sert kavgayı ikimiz yapıyoruz. Rize’de başıma neler geldi benim. 31 Mart’ta ‘tutuklattıracağım seni, dokunulmazlığın da yok’ dedi. Hala hakkımda ifademin alınmadığı, hatta duyduğumuz PKK muhbirinin olduğu iddia edilen FETÖ’cülükle ilgili isnadın mahkemesi var, ama bana bilgi veren yok. Bu ülkede en çirkin şey biri PKK’cı, iki FETÖ’cü deniyor. Bu eğer korkutmak içinse, Demokles’in kılıcı ise ben o Demokles’in kılıcı ile kendi boğazımı keserim.

“13. Cumhurbaşkanını seçmişiz gibi hissediyorum”

Allah şahidimdir, küçük memurun kızıyım. Geniş bir sülalenin mensubuyum. İlkokul 3’e kadar okumuş bir ananın kızıyım. Anneannesi lise mezunu. Babamın babası müderris. O göç ne demek? Mübadil bir ailenin kızıyım. Babamın babası müderris, din profesörü ama babam ortaokula kadar okutulabilmiş. Babamın kuzenleri hepsi Galatasaray Lisesi mezunu. Yıllar sonra Galatasaray’ı niçin istedim biliyor musunuz? Robert’i istemedim. Hem devlet okulu hem yarıda kesilmiş bir şey vardı. Atatürk’ün kurduğu bu cumhuriyetin fırsat eşitliğinden eğitim yoluyla yararlanmış bir insanım. Bugün benim şehrimin dağ köylerindeki kızlar bu şansa sahip değiller. Allah nasip eder ödeyebilirim, nasip etmez ölürüm.

Herhangi bir insanoğlundan korkmuyorum, büküleceğim kimse yoktur. Yapmaya çalıştığım bu ülkeye hizmet. ‘Ben önde olayım, hizmet ederim’ diye durumumuz yok. Bugün itibariyle kendimi iyi hissediyorum. Biz 13. Cumhurbaşkanımızı seçmiş gibi hissediyorum. Çok iyi çalışacağım.

“5 genel başkan milletvekili olmayacak”

Benim 1. Cumhurbaşkanı Yardımcısı olma istediğim dedikodusu ilk çıkmadı. Sayın Davutoğlu, Babacan, Karamollaoğlu, Uysal şahididir. Kendimle ilgili teklif gelse reddedeceğimi söyledim. Böyle bir teklif gelemezdi. Bizim metinde, hepimizin cumhurbaşkanı yardımcısı olacağımız var. Ama biz aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanıyız. Türkiye koalisyonu unuttuğu için. Ben iki koalisyonun içinde yer almıştım. Refahyol’un bakanı oldum. Koalisyonun özelliği şuydu. Tansu Hanım hem Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı ve parti genel başkanıydı.

Buradaki sistem yeni olduğu için. O dönemlerde unutulduğu için. Bir de Meclis’te çalışacağız. Sayın Kılıçdaroğlu ve iki belediye başkanı aynı tartıda koşu partneri olarak öncelikleri Cumhurbaşkanlığı meselesi olacak.

Şu anda biz Cumhurbaşkanı yardımcısı olacağımızı söyledik, dolayısıyla milletvekili olmayacağız. Ben kendi adıma söyleyeyim, milletvekili adayı olmaya kalksam bu işe inanmıyorum demektir. Sayın Mansur Yavaş ve sayın Ekrem İmamoğlu‘nun yaptığı iş bizden biraz daha farklı. Başkan yardımcılığını sayın Kılıçdaroğlu atayacak. Burada iddialı olduğumuzu ileri sürmenin yolu biz milletvekili adayı değiliz.

“Bu, parlamenter sistemi konuştuğumuz son seçim”

Her partide birçok arkadaşımız milletvekili seçilecek, bazı yerlerde işbirliği yapılacak, mümkün olacak en fazla milletvekilini çıkartmak isteyeceğiz. Ama bizler aday olmayacağız. Bakanlıkları konuşmadık. O kadar insanı bir araya koymuşuz, ben daha büyüğüm, sen daha küçüksün denemez. Bu çok ayıp bir şeydir. Neticede kader birliği yapılmış. Herkesin sosyal çevresi var. Kimbilir ben başka türlü, diğer arkadaşlarımız başka eleştiri alır. Biz her bir siyasi partiye seçim öncesi söz, şu bakanlık değil ama birer bakanlık.

An itibariyle 6 siyasi partinin birer bakanlığı var şu anda. Liderlerin başkan yardımcılığı sayın Fuat Oktay gibi değil. Bir danışma kurulu aynı zamanda. Son aldığımız oy oranlarına göre bakanlık konuşulacak. Oradan koalisyon kurarız. Asıl mesele bizim Cumhurbaşkanlığını kazanmak. Bu son seçim. Parlamenter sistemi konuştuğumuz son seçim. Biz bu cumhurbaşkanlığı seçimini alamazsak, Türkiye ölmeyecek ama velakin bir daha parlamenter sistemini konuşarak seçime girmeyeceğiz.

Özellikle AK Parti’ye oy veren kardeşlerime sesleniyorum. Sayın Erdoğan’ın son dönemi. Partisinde iki damadının dışında kimse yok. Ama velakin burada da hangi görüşte olursa olsun, seküler kesimden bahsetmiyorum, dindarı seküleri gittikçe nefret duyguları, haksızlığa uğramış, öfke yumağı bir alan doğuyor. Bir daha ki seçimde kesinlikle burası kazanacak. Ucube sistemin başına birini seçeceğiz.

Parti kurulurken İlber hocamın karşısında saygımdan hazırolda duruyorum. Kendisine teklif ettim, uzun konuşmamızın ardından dostluk baki dedi bana. Beni bu işlere katma dedi. İlber Hoca’yı seçin, 1 yıl sonra kafa gider. 36 bin haftada imza atmak zorundaymışsınız, duyduğumu söylüyorum. Şimdi parlamenter sisteme geçeceğiz. Hukuk hakim olacak, hukukun üstünlüğü hakim, denge ve denetleme mekanizmaları hakim. Ben kimim ki intikam alacağım. Hukuk dışılığından elbette hukuk, bağımsız, tarafsız, korkusuz yargı soracak.

6 senedir ifade alınmadan bir mahkeme olabilir mi? Sıradan insanların bile tanıdığı yoksa hakkını arayamadığı adalet sisteminden bahsediyorum. Türkiye’nin kurumları iflas etti. Bunu düzeltmek iddiasıyla geldiğinizde yamuk yapamazsınız. Ben hırsız isem yargı benden hesap soracak. Meral Akşener olarak bir kişiye gıcık olmuşum, ‘senii’ diyemem ben. Siyasetçi bunları yapamaz. Seçmen velinimet olacak. Bugün seçmeni nereye konumlandırdığının farkında değil.

“Ben bireysel bir kavga vermedim, orta yolda buluştuk, elbette seçimi alacağız”

Biz 28 Şubat’ları yaşadık. Sizinle de ters düştüğümüz zamanlar oldu. Nasıl güzel bir şeymiş o. Büyük sermaye ile kavga ettim, ters düştük, gazetecilerle oldu, İstanbul sermayesiyle oldu, askeriye, yargıyla da oldu, samimi söylüyorum bugünkü gibi topyekün hukuksuzluk, topyekün korku vallahi, billahi, tallahi görmedim. Daha vicdanlı, daha mert bir kavgaymış. Hukuka gittiğinizde iyi kötü sonuç alıyordunuz. Onun için dediğim şey hukukun üstünlüğü. Adil, tarafsız, objektif yargı.

Ben bireysel kavga vermedim. ‘Bana şunu vermediniz, ben yokum’ demedim. ‘Bu seçimi almamız lazım’ dedim ve ‘alacağız’ diyorum. Ben milletvekili adayı değilim. Bir orta yolda buluştuk, elbette seçimi alacağız.”

“Her parti diğer partilerin birbiriyle ilişkisine saygı duymalı”

Samimiyetle söyleyeyim; Türkiye’de siyasi partilerin birbiriyle ilişkilerine her bir siyasi parti saygı duymak zorundadır. Biz bugüne kadar buna saygı duyduk. x partisinin y partisiyle ahbaplığına, tutumuna, görüşmemesine saygı duyduk. Kurumsal sistem üzerinden ne AK Parti’yi niçin görüştün demedik, diğer partilere de…

Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu hem MHP hem CHP’nin adayıydı. Onun otobüsünün üstünde konuşmalar yaptım. Selahattin Demirtaş da adaydı. Bir baştka Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’a kendi bütcçesinden yardım etmişti. Burada 2014’ün Türkiyesinde MHP’nin adayı olan İhsanoğlu’nun tutumuna kimse bir şey demedi. Herkesin hakkına hukukuna saygı, vatanın birliğine bütünlüğüne saygı, hukukun üstünlüğüne saygı, anayasanın ilk dört maddesine saygı ve Türkiye’deki birlik ve beraberlik vurgusuna saygı.

Atatürk’le insanların derdi olmayacak. HDP’nin yöneticilerinin de, diğer insanların, partilerin düşünmesi gereken o. 2014’de MHP’nin adayı Selahattin Demirtaş’ın bütçesine sembolik yardım yapmışsa, buna sayın Bahçeli dair herkes saygı duymuşsa burada bir şey var demektir. Bugün niye böyle? Türkiye’de siyasi partiler üzerinden ayrışma yerine etnik ayrıştırma oluşturuldu.

Tayyip Bey’in maalesef kavramsal bilgisi eksik. Pratik yanı çok kuvvetli. Ama velakin 100 sayfa tarih, sosyoloji, felsefe, mantık, sosyal bilimlerden bir şeyler okumuş, yanındakiler özet çıkarmış olsaydı bugün Türkiye başka olurdu. Bizim güneydoğuda belediye başkan adaylarımız ve meclis üyelerimiz oldu.”

Yeni Şafak gazetesinde bütün kimlikleriyle 29 adayımızın ismi yayınlandı, ‘PKK’lı diye yayınlandı’. İkisi hariç, Türk, geri kalanların ortak özelliği Kürt olmaları. kürt olup seçilen belediye başkanlarımızın üçünü de AK Parti bizden transfer etti Muş’ta. Bir tanesi de Süleyman Soylu beyefendinin genel başkanı olduğu dönemde DP’nin belediye başkanı. Sayın Soylu’nun İçişleri Bakanlığı sürecinde kendisinin belediye başkanı PKK’lıymış.

“CHP, HDP ile görüşebilir ama bize asla getiremez”

Bir Abdullah Uçar vardı. İçim yanıyor. Kemal Bey’le ortak mitingler yaptım. Bursa’dan aday göstermişiz. Abdullah’ı çağırdım, mitinge çıkaracağım. Kemal Bey de yanımda. Başka arkadaşlar da var. ‘Abdullah ne diyeceksin oğlum’ dedim. ‘Abla diyeceğim ki, Kürdüm amma PKK’lı değilim’ dedi gözleri dolu. ‘PKK ile nasıl mücadele ettiğimi dünya alem bilir’ dedim. Dün ile bugün arasındaki fark bu. Abdullah diyor ki, ‘Kürdüm amma PKK’lı değilim’. Bu dilin düzeltilmesi lazım. Bu dili başlatan sayın Erdoğan. Bu ucube sistemden kurtulacaksak, herkes bu gerçekliğin farkında olmalı.

Dün kavga edilmeyen konuda görüşme bile problem yaratıyorsa herkesin dikkat edilmesi lazım. O masada defalarca iddia edildiği gibi, o masada HDP yok. Mithat Hoca’nın söylediğine göre kendileri de ikrar ediyor. Zaman zaman HDP yöneticilerinden farklı söylemler oldu. Ben o söylemlerin her birini bu ucube sistem ateşine odun atmaktır dedim. Bu sağduyunun devam etmesi ve derinleşmesi gerekiyor. Bakanlık gibi alışveriş olması mümkün değil. Diyalog başka bir şeydir, CHP diyebilir, anlayışla karşılardım. ‘Sizin oy oranınızla HDP’nin oyu farklı hadi size güle güle’ deselerdi o masadan kalkardık. Alengirli işe karşıyım, dürüstlük ve açıklıktan yanayım. CHP, HDP ile görüşebilir bu net. Ama bize asla getiremez.

Muharrem Bey’le en küçük incitme yapmadan ne ben onu, ne o beni, hakikaten o dönemle ilgili ben ondan razıyım. CHP ile ilişki biçimlerini bilemem, yorum da yapamam. Ama ben Hüseyin Baş üzerinden deneme yaptım. Sayın Hüseyin Baş’ın sosyal medya üzerinden talebi oldu. Ben de kendisinin teklifini masaya götüreyim dedim. Masada olmayı arzu etti. Hüseyin Baş’ın şahsı, partisi değil. Dolayısıyla bu genişlemenin doğru olmayacağına dair, kimseyi incitmeden sonuç çıktı. Hafiften bir oylama yaptım genel olarak genişlemeye, Hüseyin Baş’a değil. Ben tekrar söyleyeyim, Muharrem Bey’le 2018’de bir tarafıyla rakip, bir taraftan saygı içerisinde götürdüğümüz yarış inanılmazdı. Ben kendisinden razıyım. Şu anda pozisyonu Cumhurbaşkanı adayı olabilir. Partisinin ittifak durumu var mı, yok mu onu bilmiyorum. Dolayısıyla 4 gündür nefes alamadım.

Bir ve beraber yol yürütmeyi isterim, kimseyi incitmemeye çalışırım. Muharrem İnce’ye saygım sonsuzdur.

Partim diyelim ki 1. çıktı. Başbakan partimden başka arkadaş olur. Tayyip Erdoğan olamadı Abdullah Gül oldu ya. Ben fedakarlık ve feragat konusunda uzmanım. Hiç sakıncası yok. Biz milletvekili adayı olmayarak bu işi kazanacağımızı iddia ediyorum. Ben 1. parti olma konusunda iddialıyım. Sonuçta o gerilim çözüldü, en iyi çözüldü. O gerilim ortaya çıkmasaydı, cici cici gezseydim ne olacaktı. Birinin ‘Münasebetsiz Mehmet Efendi’ olması gerekiyor.

“Temel Bey öyle bir şey demedi, Kılıçdaroğlu ayağa kalkmadı”

Hayır niye kopun. Ama kopabilirdi de. Kazanılmayacağını düşündüğüm sistemden bahsediyorum. Burada özne sayın Kılıçdaroğlu değil. Bizim bu işi kazanmamız lazım. Bu kazanmaya dair tartışmamız lazım. Sonra buna gerek yok gibi bir şey ortaya çıkınca, sonra benim iddialı cümlem vardı, Noterler Birliği bana kızmış ama, herkesin birbirini ikna etmeye çalışması lazımdı.

Temel Bey öyle bir şey demedi. O yaş grubu sabır konusunda uzman, geldiği gelenek var. Kemal Bey’i de sabırlı insan olarak tanıyorum. Erkekler birbirine karşı inanılmaz saygılı. Sizin bam diye söylediğiniz söz. Kadınlar daha açık. Kimse ayağa kalkmadı. Ben açık net fikirlerimi söyledim. Bir gerginlik yaşandı. Sayın Davutoğlu ve sayın Babacan devreye girip usulet ve suhuletle pazartesiye bırakılma nedeni öyle oldu. 5 kişi imzaladı, ilan edilsine de gidilebilirdi, sonra hep beraber nefes alalım oldu. Sonra geldim arkadaşlarımla konuştuk. Sonra mutlaka kazanma konusunda sonuç çıktı. Aynı yerde kalabilirlerdi. Orada da ben o vebali alamazdım. Dolayısıyla çok iyi oldu. Meral Akşener adına değil bu, herkes adına çok iyi oldu.

(Kılıçdaroğlu’nun grup toplantısındaki sözleri) Kemal Bey’in zihninde güzel bir şey bu. Masaya kısmı da var, öyle bir yanım var. Mert bulduğunu ifade etmiş, açık olmakla alakalı bir şey. Benim hesabım, kitabım yok. Kemal Bey de diğer arkadaşlar da biliyor. Onun için zaman zaman öyle oluyor.

Şu anda sayın Erdoğan’dan sayın Kılıçdaroğlu ve onunla koşacak olan iki belediye başkanının işi kolay. Sayın Erdoğan seçim beyannamesi hazırlayacak. Bizimkisi hazır. Cumhurbaşkanı sayın Kılıçdaroğlu’nun elinde bu olacak, anlatacak. Beraber çalıştık. Dolayısıyla bize şu anda sadece iletişim teknikleri üzerinden kampanya sistemi lazım. Henüz onu oluşturmadık, muhtemelen arkadaşlar bugün çalışmaya başlamıştır. Kampanya iletişim açısından ajanslar devreye girer bu ay devam eder. İşimiz Tayyip Bey’den kolay.

“Tüm depremzede kardeşlerimden özür dilerim”

Sayın Erdoğan’ın çevresinde oluşan duygu düşünce AK Parti ile MHP’nin liderlerinin olan ünsiyeti var. Tekleştikçe sistem de küçülüyor. Sayın Erdoğan’ın bu işi bildiğini ama hakikaten önlem alamadığını düşünüyorum.

Bu 4 gün için deprem bölgesindeki bütün kardeşlerimizin hakkında konuşmanın biraz perdelenmesi sebebiyle burada pay sahibi olduğu için bütün kalbimle özür diliyorum. 4 günde onlarla ilgili konuların perdelenmiş olması Türkiye’nin geleceği için önemliydi. Hem Millet İttifakı, hem Cumhurbaşkanı adayımız hem bizler o konuda ciddi çalışacağız.

Mesela Ekrem Başkanın İstanbul’da depremde çalıştayı var. O Hatay’dan, Mansur Başkan Kahramanmaraş’tan sorumlu. Ben her gün bir ilimize gittim. 72 saat sonra gittim. Kocaeli’den bilgim vardı. Acı şeyler yaşanıyordu. Eski İçişleri Bakanıyım. DYP milletvekiliydim. Akrabalarımdan birisi enkazın altındaydı. Onu bildiğim için 72 saat sonra gittim, her gün gittim. Cumartesiden itibaren tekrar başlıyorum. Sırasıyla deprem bölgesinde son durum nedir diye bakacağım.

Bir kere deprem meselesinde inanılmaz afet oldu, sayın Erdoğan ve iktidar eliyle afete dönüştü. Sayın Erdoğan bunu kader planı diye söyledi. Dolayısıyla kader planına amenna amma kaderin içinde en önemli konu tedbirdir, hazırlıktır. Siz Kocaeli depreminden sonra Kasım’da olan Bolu depreminden sonra 21 yıldır hiçbir şey yapmamışsanız tedbirsizliktir, kader planı diye tarifleyemezsiniz. Kader planı diye tarifliyorsanız sayın Erdoğan’ın zırhlı araç kullanmadan, korumalarla gezmeden yapması gerekir. Korunmasında bir sorunumuz yok. Böyle ise o zaman bu tedbiri kendine uyguluyorsun vatandaşa niye uygulamıyorsunuz.

“AFAD darmaduman olmuş”

AFAD kavramsal olarak çok iyi kurum. Ama darmaduman olmuş. Kurulmuş bir şey yok. Şimdi İçişleri’ne bağlanmış. Karman çorman bir durum. Bu kurumlarda yönetici ve uzman sayısı azdır. Bakanlığım döneminde sivil savunmanın Türkiye genelinde 6-7 bin personeli ve 35 eğitilmiş kişi vardı.

Şimdi bunu lağvetmişsiniz, AFAD’ı kurmuşsunuz, altına eğitilme alanını koymamışsınız. AFAD’ın sahadaki yöneticilerine söyleyecek sözüm yok, çaresiz. 10 kişi ne yapabilir? 10 kişinin her birinin 15 civarında eğittiği ona bağlı sivil olmalıydı. Bütün kurumlar gitmiş, deprem felakete dönmüş. Biz bunun içinden çıkacağız inşallah.

Şehircilik ve Afet Bakanlığı yaptık biz. İmar Affı’nı kaldırıyoruz. Daha bunları deprem olmadan evvel hazırladık.

An itibarıyla 4 gün öncesi başlamıştı. sonra başka odaklaşmamız söz konusu oldu. Yarın itibariyle parmak boyası demeye başlayacağız. Deprem bölgesinde oy kullanmak başka bir de oradan batıya tahliye olanların oy kullanması. Sayın Şenol Sunat arkadaşımız, diğer partilerle de irtibatını sürdürüyor. Sayın İsmail Tatlıoğlu, Musavvat Dervişoğlu ile CHP’ye gittiler. Bir kanun teklifi ve anayasada değişiklikle, oy birliği ile hızlıca düzenleme yapmayı söylediler.

Bunu düzeltmek için teklif yaptık, CHP ve AK Parti’ye ilettik. Keşke oy birliği ile geçirsek. Batıya gelmiş insanların oy kullanması hem de orada kalanlar. Formülümüz şu; diyelim ki Kahramanmaraş’ta Ankara’ya geldiler, Kahramanmaraş için oy kullanacaklar. Aynı yurt dışındaki vatandaşlarımız gibi.

6’lı Masa’da konuşmadık. Bireysel olarak söyleyeyim, etseniz nedir, etmeseniz nedir diye sonuç çıkıyor. YSK’sı var. Asıl mesele şu; meşhur anayasayı, Türk tipi Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi değişikliğini hazırlayanı derhal yanından uzaklaştırsın. İnsan geçici bir madde koyardı. İtibar açısından çok pis tartışma olacaktı. O anayasa madde geçecekti. Bu yalapşalap yapılan bir iş. O madde konulsa tartışmayacaktık. Niye koymadınız?

“Sayın Kılıçdaroğlu, yerel seçimlere kadar parti liderliğinden istifa etmeyecek”

Bakın liyakat, ciddiyet, bilgi yok. Sayın Erdoğan şu anda şahsı üzerinden yapılacak her bir tartışmayı ona bu eksikliği ortaya koyan liyakatsız adamlarla ilgisini kesmeli. Ben üçüncü kez aday olduğunu düşünüyorum, olmaması gerektiğini düşünüyorum. Siyasi olarak bunu söylüyorum. Bütün bunların özü liyakatsızlık, bilgisizlik, eksikliktir. Yazık Türkiye’ye.

Bizim partimiz istifa etmesi gerektiğini düşünüyordu. O masada artılar, eksiler konuşuldu. Ben ikna edildim. Kötü niyetle söylemiyorum. Gerekçeler sunuldu. Bir süre, hiç değilse yerel seçimlere kadar, genel başkan seçilecek vs. iç hareketlilik olmaması açısından. Yerel seçimlere kadar partisinin başında kalmasına dair konsensus var.

“Hukuk dışı olan her şey gider”

Yerel seçimler 9 ay sonra oluyor. Benim ve partimin öngörüsü hemen olması gerekendi. Mesela benim ve partimin görüşü, Meclis’i aldığımız takdirde, inşallah alacağız, çok erken bir şekilde parlamenter sisteme geçiş, orada uzatmadan. Kimisi 5 ene olsun diyor sahada. Yazılan çizilenleri söylüyorum. Öyle 3-4 yıl kesinlikle olmaz. Çok kötü şeyler yapıldı, aynı hızla temizlememiz lazım. Aynı kötülüklere sebep olabilirsiniz. Onun için yargı. Onun için liyakat.

Hukuk dışı olan her şey gider. Seçim olur iktidar değişir, üst düzey bürokratların tümü siyasiydi, liyakat usulü olsa dahi. Çok enteresan kendileri bakanlığa istifalarını getirirdi, doğrusu budur. Şimdi sarayda bürokratik sistem var. Onlar zaten kendiliğinden gideceklerine dair, sistemden düştüğüne dair bilgim var. Liyakat, şeffaflık, ciddiyet esas mesele. Bilgi, bilgi, bilgi, asıl mevzu bu.

“Seçimi kazanma ihtimalimiz yüzde 100”

Seçimi kazanmayı yüzde 100 görüyorum. Barometremiz şu anda Perşembe günün sonrasında Cuma günkü konuşmamdan sonra atılan taşların yönü vardı. Bugün itibariyle atılan taşların yönü kendini rahat hissedenlerden geliyor.”

Bir tereddütümüz olsa milletvekili adayı olurum, kazanırız, kazanamayız parti olarak söylüyorum. Çok iyi oy alacağımıza inanıyorum. 3 yıldır sahadayım. Dükkan dükkan gezdim. İlk girdiğim dükkanda yüz ifadesiyle, o dükkandaki aynı insanın yüz ifadesi ve söylemler arasındaki farkı biliyorum. Şu anda iddia ediyorum sahayı benim kadar bilen siyasetçi yok.

En ciddiye aldığım konu bu. Bir programınızda söylemiştim. Eskiden devlet vardı, bürokrasinin bilgisi vardı. 40 yaşındayım, üniversite hocasıyım. İçişleri Bakanlığı’na gittim. Kocaeli Üniversitesi’nde hocalık yaparken, Kocaeli Emniyeti’nin meslek içi eğitiminde görev alan birisiyim. Hocam rahmetli Nurettin Tarakçıoğlu’ydu. Aynı zamanda Milli Güvenlik Akademisi’nde ders verirdi. Bir gün bana dediler ki, sayın Bakanım MİT, Jandarma, Dışişleri, Emniyet’ten bir grup sizi bilgilendirmeye gelecek.

Söylenen şey şu: dünyanın her yanında hareketlilik var. Fakir ve sorunlu ülkelerden zengin ülkelere göç var. Afrika, Asya, Ortadoğu. Dolayısıyla Türkiye geçiş yeri. Avrupa ülkeleri, Batı dünyası Türkiye’yi bu hareketlilik esnasında hendek haline getirmek istiyorlar. ‘Buna müsaade etmeyin’ dendi. 1997 yılında dendi bu. Çok sevdiğim arkadaşım Salih Demirtaş, göçü inceleyendi. Ne kadar kitap varsa getirdi, okudum.

“Bu AB’nin işine geliyor”

Biz bir hendek olduk, bu AB’nin işine geliyor. Suriye, Irak girdi, Afganistan gidi, Asya’da iç savaş,, iklim girdi, fakirliğin dibine vurulmuş dünya girdi. Şimdi buradan geçiş hızlandı. Avrupa buraya yapıştırmak istiyor. Burada taviz verilmesi mümkün değildir.

Sayın Babacan ilk 4 maddeyi kast etmediğini söylemekle birlikte, diyelim ki öyle niyeti var, o zaman sayın Babacan’ın tek başına iktidar olması gerekiyor. Onun için böyle bir durum yok. Sayın Babacan bunu söylemiştir, söylememiştir. Önemli olan sayın Babacan’ın yaptığı işte bu görüşlerin hayata geçirmesi mümkün değil, çünkü buraya imza atıldı. Ayrıca öyle olmadığını biliyorum, masada da söyledi.

Sayın Erdoğan, bugün bir gasp üzerinden, olmayan hakkın gaspı üzerinden tartışılacak. Bu yurt dışında da geçerli tartışma. Bu eksikliği gündeme getiren arkadaşlarını sorgulasın diyorum.

Her zaman dışarıdan bakan olmuştur. Parlamenter sistemde de olmuştur. Bakan olabilirler, bir sorun yok. Önemli olan bizim seçimden birinci çıkmamız. Çözüm üretiriz. İktidar olacağımıza iktidarın paniğinden anlıyoruz. Sayın Erdoğan’la birbirimizi bilir, tanırız. Geçmişte nötr ortamlarda dostluğumuz oldu. O çerçevede baktığında bu gayretlerimin hiçbirinin kişisel olmadığını bilir. Odaklanıldığında, bunu kazanmaya yönelik neyim var neyim yok ortaya koyduğumu bilir.

Çok büyük deprem oldu, çok insan kaybedildi, büyük afet büyük felakete dönüştü. Herhangi operasyona kalkışan manevi anlamda eli kolu gider. Güvenlik güçlerinin bunun farkında olduğunu biliyoruz. İstanbul’da denendi. 800 bin farkla İstanbul’da görev yapan İmamoğlu daha güçlü. Bu ülkede devlet kavramını bilen kişi olarak biliyorum. Devlet dediğimiz mesele ciddiyet meselesidir. İş vatan, birlik, beraberlik noktasına geldiğinde yamukluklara müsaade edilmez. X kurumunun başındaki bir arkadaşımız, sayın Kılıçdaroğlu seçildi, aradı kamuoyuna duyulacak şekilde ‘hayırlı uğurlu olsun cumhurbaşkanım’ dese ne olur ki, iyi olacağına eminim.”

 

Kaynak: Diğer


Apsny News

Paylaşabilirsiniz

Bir yanıt yazın