Politika

Önümüzdeki 10 yıl gezegenin geleceğini belirleyecek


Dünyanın en yetkili iklim bilimi organı Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) yeni yayınladığı raporunda, sera gazı emisyon azaltımıyla ilgili mevcut planlar ve uygulamadaki boşlukların dünyayı tehlikeli bir geleceğe doğru götürdüğünü söyledi. Önümüzdeki 10 yıl, gezegenin geleceğini belirleyecek.

Fotoğraf: Reuters

IPCC’nin İsviçre Interlaken’de 13 Mart Pazartesi başlayan ve bir hafta süren genel kurulun ardından söz konusu rapor yayınlandı. Raporda küresel ısınma hedefinin 1.5 santigrat dereceyi geçmemesi için emisyon azaltım hedefleri güncellendi.

Küresel yüzey sıcaklığı 1970’ten bu yana, son 2000 yıldaki diğer 50 yıllık dönemlerden daha hızlı arttı. 2019’da atmosferik karbondioksit konsantrasyonları en az 2 milyon yıldır hiç olmadığı kadar yüksekti. Metan ve azot oksit konsantrasyonları da en az 800 yıldır yıldır hiç olmadığı kadar yüksekti.

Fosil yakıtlara olan bağımlılığımızdan kaynaklanan insan kaynaklı emisyonların gezegene zarar verdiğine şüphe yok. İnsan faaliyetleri kesin olarak küresel ısınmaya neden oldu ve küresel yüzey sıcaklığı 2011-2020 yılları arasında endüstriyel sıcaklıkların 1.1 santigrat derecenin üzerine çıktı. Dünyanın şu anda karşı karşıya kaldığı sera gazı emisyonları ve bunların dünya ısındıkça yol açtığı etkiler, sürdürülemez enerji kullanımı, arazi kullanımı ve arazi kullanımı değişikliği, yaşam tarzları, tüketim ve üretim kalıplarından kaynaklanan eşit olmayan tarihsel ve güncel emisyonların sonucu.

Önlem alınmadan, böyle devam ederse (sera gazı emisyonları) küresel ısınma 2030-2052 yılları arasında 1,5 santigrat derece sınırını geçecek. Peki 1.5 santigrat derece neden önemli? Bu sınır, sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğu önleme için kritik öneme sahip. Küresel ısınmayı 1,5 santigrat dereceyle sınırlandırmak, ekolojik sistemler ve yaşam alanları üzerindeki birçok kalıcı etkinin önlenmesi anlamına geliyor.

Raporda, emisyon azaltım hedefleri şöyle güncellendi:

  • 2030’da yüzde 48 karbondioksit azaltımı
  • 2035’de yüzde 65 karbondioksit azaltımı
  • 2040’da yüzde 80 karbondioksit azaltımı
  • 2050’de yüzde 99 karbondioksit azaltımı

Rapora göre, fosil yakıtlara olan bağımlılığımızdan kaynaklanan insan kaynaklı emisyonların gezegene zarar verdiğine şüphe yok. İnsan faaliyetleri kesin olarak küresel ısınmaya neden oldu ve daha yüksek sıcaklık aşırılıkları, istikrarsızlığı ve öngörülemezliği beraberinde getiriyor. Daha fazla ısınma, öngörülemeyen bir küresel su döngüsü, kuraklık ve yangınlar, yıkıcı seller, aşırı deniz seviyesi olayları ve daha yoğun fırtınalara neden oluyor.

Dirençli ve yaşanabilir bir gelecek hala mümkün. Ancak bu on yıl içinde derin, hızlı ve sürekli emisyon kesintileri sağlamak için atılacak adımlar, insanlığın ısınmayı 1,5 santigrat dereceyle sınırlaması için büyük önem taşıyor.

Raporda, yenilenebilir enerji kaynakları ve diğer azaltım eylemleri sayesinde iyi haberler de yer aldı. Yenilenebilir enerji yatırımları artık çok daha uygulanabilir, giderek daha uygun maliyetli hale geliyor. Genel olarak kamu tarafından destekleniyor. 2010-2019 yılları arasında, güneş ve rüzgar enerjisinin birim maliyetleri sırasıyla yüzde 85 ve yüzde 55 oranında azaldı ve lityum iyon pillerin birim maliyetleri yüzde 85 oranında düştü.

‘Doğayı korumak, bizi de koruyacak’

Raporda üzerinde durulan konular özetle şöyle:

*Mevcut arazimizi akıllıca kullanmalıyız. Doğayı korumak bizi de koruyacak. Ormanların ve diğer ekosistemlerin korunması, iyileştirilmiş yönetimi ve restorasyonu, ekonomik azaltım potansiyelinin en büyük payını sunarken, tropikal bölgelerdeki ormansızlaşmanın azaltılması en yüksek toplam azaltım potansiyeline sahip. Etkili adaptasyon seçenekleri arasında çeşit iyileştirmeleri, tarımsal ormancılık, toplum temelli adaptasyon, çiftlik ve peyzaj çeşitlendirmesi ve kentsel tarım yer alıyor. Biyolojik çeşitliliğin ve ekosistem hizmetlerinin küresel ölçekte dayanıklılığının sürdürülmesi, şu anda doğala yakın ekosistemler de dahil olmak üzere dünyanın kara, tatlı su ve okyanus alanlarının yaklaşık yüzde 30-50’sinin etkili ve adil bir şekilde korunmasına bağlı.

*Karasal, tatlı su, kıyı ve okyanus ekosistemlerinin korunması, muhafazası ve restorasyonu, iklim değişikliğinin kaçınılmaz etkilerine uyum sağlamak için hedeflenen yönetimle birlikte biyolojik çeşitliliğin ve ekosistem hizmetlerinin iklim değişikliğine karşı kırılganlığını azaltır. Kıyı erozyonunu ve selleri de azaltır. Küresel ısınmanın sınırlı olması halinde karbon alımını ve depolanmasını artırabilir. Yerli halklar ve yerel topluluklarla işbirliği ve kapsayıcı karar alma süreçlerinin yanı sıra yerli halkların doğal haklarının tanınması, ormanlar ve diğer ekosistemlerde başarılı adaptasyon ve azaltımın ayrılmaz bir parçasıdır.

*2019 yılında küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 79’u enerji, sanayi, ulaşım ve binalardan, yüzde 22’si ise tarım, ormancılık ve diğer arazi kullanımından kaynaklandı. Verimlilik önlemlerinden kaynaklanan karbondioksit emisyonlarındaki azalmalar, birçok sektörde artan emisyonlar karşısında çok küçük kalıyor.

*İklim değişikliği tahribata yol açıyor. Ancak bazı insanlar ve yerler daha fazla etkileniyor. Gezegenimizdeki yaygın ve hızlı değişiklikler halihazırda her bölgedeki hava ve iklim aşırılıklarını etkileyerek doğa ve insanlar üzerinde olumsuz etkilere, kayıplara ve zararlara neden oluyor. Tarihsel olarak iklim değişikliğine en az katkıda bulunmuş olan hassas topluluklar orantısız bir şekilde etkileniyor. Yaklaşık 3,3-3,6 milyar insan iklim değişikliğine karşı yüksek derecede kırılgan bölgelerde yaşıyor. Bunların 2010-2020 arasında sel, kuraklık ve fırtınalar nedeniyle ölme olasılığı, çok düşük kırılganlığa sahip bölgelerde yaşayanlara göre 15 kat daha fazladır.

*Sıcaklıklar arttıkça ekosistemler zarar görüyor, karada ve okyanusta türlerin toplu ölümlerine neden oluyor. Bazı ekosistemler, buzulların geri çekilmesi ve arktik permafrostun (donmuş toprak) çözülmesi gibi etkilerin neden olduğu geri dönüşü olmayan bir noktaya yaklaşıyor.

 *İklim değişikliği gıda güvenliğini azalttı, su güvenliğini etkiledi ve aşırı sıcaklar ölüm oranlarını ve hastalıkları artırdı. Artan sıcaklıklar, aşırı olaylardan kaynaklanan travma, geçim kaynakları ve kültür kayıpları ruh sağlığı sorunlarına yol açıyor. Aşırı sıcaklıklar Afrika, Asya, Kuzey Amerika, Orta ve Güney Amerika’da yerinden edilmelere neden olurken, Karayipler ve Güney Pasifik’teki küçük ada devletleri orantısız bir şekilde etkileniyor. Bu iklim etkileri yaygın ve bireylerin evlerini ve geçim kaynaklarını kaybetmesiyle ekonomik zarara yol açıyor, mevcut toplumsal cinsiyet ve sosyal eşitsizliği daha da derinleştiriyor.

*Artan farkındalık ve politikalara rağmen, adaptasyon planlaması ve uygulaması ihtiyaç duyulanın gerisinde kalıyor. Uyum konusunda boşluklar hala var ve mevcut uygulama oranlarıyla büyümeye devam edecek. Uyum eylemleri küresel olarak eşit dağılmadı ve çoğu uyum eylemi parçalı, aşamalı ve sektöre özel yer aldı. En kötüsü, kötü uygulanan uyum eylemleri (maladaptasyon) mevcut toplumsal ve ekonomik güç dengesizliklerini sürdürebilir veya daha da kötüleştirebilir. İklim etkilerine maruz kalan bazı topluluklar ve ekosistemler halihazırda adaptasyonun sınırlarına ulaşmış durumda bulunuyor.

*İklim için mevcut fon seviyeleri son derece yetersiz ve hala fosil finans akışları daha ağır basıyor. Adaptasyonun bizi kayıp ve zararlardan ne kadar koruyabileceğinin sınırları var. Ancak dünya, emisyonların hızla azaltılmasının yanı sıra adaptasyona da öncelik verilmesi gerekecek kadar değişti. Uyum sağlamanın tahmini maliyetleri, özellikle gelişmekte olan ülkeler için, bu konuya tahsis edilen mevcut finansmanı büyük ölçüde aşıyor. Aynı durum azaltım için de geçerli. Finansman tüm sektörlerde ve bölgelerde iklim hedeflerine ulaşmak için gereken seviyelerin altında kalıyor. Fosil yakıtlar için ayrılan kamu ve özel fonlar, iklim adaptasyonu ve azaltımı için ayrılanlardan hala daha fazla. İzlenen iklim finansmanının ezici çoğunluğu azaltıma yöneliktir, ancak yine de ısınmayı 2°C’nin altında veya 1,5°C’de sınırlamak için gereken seviyelerin altında kalıyor.

*Mevcut planlar ve uygulamadaki boşluklar bizi tehlikeli bir geleceğe doğru götürüyor. AR5’ten bu yana azaltıma yönelik politikalar ve yasalar sürekli olarak genişledi. Ulusal katkı beyanlarının işaret ettiği 2030’daki sera gazı emisyonları, 21’inci yüzyıl boyunca ısınmanın 1,5 santigrat dereceyi aşmasını muhtemel kılıyor ve ısınmanın 2 santigrat derecenin altında sınırlandırılmasını zorlaştırıyor. Yürürlükteki politikalar ile ulusal katkı beyanları arasında ‘uygulama boşluğu’ bulunuyor. Bu durum düzeltilmezse, 2100 yılına kadar 3,2 santigrat derecelik bir küresel ısınmayla karşı karşıya kalabiliriz. 

*Isınma devam ederse, önlenemeyen deniz seviyesi yükselmesi nedeniyle, kıyı ekosistemleri, insanlar ve altyapı için riskler 2100’den sonra da artmaya devam edecek. İklim değişikliği riskleri giderek daha karmaşık ve yönetilmesi daha zor hale gelecek. Örneğin, iklim kaynaklı gıda güvensizliği ve arz istikrarsızlığının, artan küresel ısınmayla birlikte artacağı ve kentsel genişleme ile gıda üretimi arasındaki arazi rekabeti, salgın hastalıklar ve çatışma gibi iklim dışı risk faktörleriyle etkileşime gireceği öngörülüyor.


Apsny News

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu