Prof. Soysal: Böyle giderse her dört-beş yılda bir pandemi yaşarız

1 month ago 158
ARTICLE AD

Mesude ERŞAN

@mesudersan/[email protected]

Covid-19 pandemisi bir kez daha gösterdi ki ‘tek sağlık’ hedefine ulaşmadan, insanların sağlıklı yaşaması olanaksız. Tek sağlık, insanlar, hayvanlar ve ekosistemin birlikte sağlıklı olmasını ifade ediyor. Halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Ahmet Soysal, “Ya ekosistemin eşit bir parçası olduğumuzu kavrayacağız ya da her dört-beş yılda bir giderek ağırlaşan yeni pandemilerle boğuşacağız” dedi.

Ahmet Soysal.

İnsan-hayvan-ekosistem sürekli ilişki ve etkileşim halinde. Ancak bu sac ayağındaki dengeyi bozan en önemli etken insan. Sanayi devrimiyle birlikte ekosistemi tahrip eden ve etmeye devam eden, hayvanların yaşam alanlarına giren insan. 1950’de toplam zoonoz (hayvanlardan geçen bakteri, virüs, parazit ya da mantar enfeksiyonları) sayısı 86’ken, bugün 830’un üzerine çıktı. Zoonoz hastalıklar hızlı çevresel ve iklim değişkenliğiyle yabani ve evcil hayvanların insanlarla temasından dolayı bu derece yaygın. Pandemiye yol açan SARS-CoV-2 de bir zoonoz ve yaban hayat ekosistemindeki tahribattan kaynaklanıyor.


Bir milyardan fazla insana zoonoz bulaşıyor

Yılda bir milyardan fazla insan zoonoz hastalıklarına yakalanıyor. Bir milyon insan aynı sebeple yaşamını kaybediyor. İnsanlarda görülen enfeksiyonların yüzde 60 zoonoz (zoonotik) hastalıklar. Gündeme gelen acil enfeksiyonların ise yüzde 75’i yine zoonoz. Kırım Kongo kanamalı ateşi, deli dana, zika virüs, Batı Nil virüsü, MERS CoV ve en son SARS CoV’da da görüldüğü gibi hastalıklar yerel kalmıyor, geniş coğrafi alanlara hızla yayılabiliyor.

Türk Tabipleri Birliği Halk Sağlığı Kolu Yürütme Kurulu üyesi Prof. Dr. Soysal, tek sağlıkla ilgili sorularımızı yanıtladı:

Tek sağlık kavramı ne zaman ve nasıl gündeme geldi?

‘Yerel, ulusal ve küresel düzeylerde, insanlar, hayvanlar ve çevre bakımından ideal sağlık koşullarını elde etmek için,  başta tıp, veterinerlik ve çevre olmak üzere farklı disiplinlerin işbirliği içinde çalışması‘ olarak tanımlayabileceğimiz tek sağlık yaklaşımını Hipokrat’a kadar dayandıranlar var.

Hipokrat günümüzden yaklaşık 2 bin 400 yıl önce hastalıkların ortaya çıkmasının temelinde çevresel faktörler olduğunu yazdı. Ama bu bence tek sağlık yaklaşımını doğurmadı. Tek sağlık yaklaşımının tartışılması için 2 bin seneyi aşkın beklemek zorunda kaldık.

‘İnsan ve hayvan hekimliği arasında bağ’

19’uncu yüzyılda Alman hekim Virchow ‘zoonoz’ terimini tıp dünyasına kazandırdı, yani hayvanlardan insanlara bulaşan bulaşıcı hastalıkları tanımladı ve ilk kez ‘insan ve hayvan hekimliği arasında bir bağ olduğunu’ söyledi. O gün için önemi çok anlaşılmayan bir tespitti. Bugün anladığımız şekilde tek tıp kavramı ABD’deki Hastalık Kontrol Merkezi’nin (CDC) Veteriner Halk Sağlığı Merkezi kurmasıyla 1947’de ortaya çıktı ve sonra gelişti. Özellikle de insanlarla hayvanlar arasındaki yakın temasın giderek artması sonucu zoonotik bulaşıcı hastalıkların daha çok görülmesiyle tek tıp kavramı ve disiplinler arası işbirliğinin önemi 1980’lerden sonra çok daha iyi kavrandı.

İşin içinde sadece hekimler yok. Tek sağlık hedefin diğer aktörleri kimler?

Burada temel amaç hastalıkları tedavi edebilmek değil, hastalıkların ortaya çıkmasını önleyebilmek olmalı. Onun için de çok bileşenli bir çalışmalar yapabilmeliyiz. Hekimin, veteriner hekimin, çevre uzmanlarının, zoologların, doğa bilimcilerin mutlaka içinde olması gereken bir ekip çalışmasına gereksinimimiz var. Bir örnek vermek gerekirse günümüzde doğal yaşam alanlarıyla insan yaşam alanları arasındaki mesafe çok kısaldı. İnsanlar artık daha çok hayvan geçişli (zoonotik hastalıklar) bulaşıcı hastalıklarla karşı karşıya… Eğer ‘tek sağlık kavramı’ içinde bir ekip çalışması yapamazsak bugün başımıza bela Covid-19’a benzer tablolarla önümüzdeki yıllar içinde de karşılaşmamız kaçınılmaz.

Fotoğraf: Reuters

Dünya Sağlık Örgütü’nün gündeminde mi?

Uzun yıllar önce gündemine aldı. Yıllardır tek sağlık kavramı üzerinde DSÖ, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü’yle (OIE) birlikte çalışıyor. DSÖ’nün yıllardır sürdürdüğü bu çabalarına bu yıl Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) de eklendi.  Şimdi dört örgüt üye ülkelerin insan, hayvan ve ekosistem sağlığını koruma kapasitesini geliştirmeye çalışıyor.

‘Umarım ders alınmıştır’

Bunun içinde altı başlık belirlendi: Ülkelerin tek sağlık yaklaşımı altında sağlık sistemlerini güçlendirme kapasitesini artırmak; zoonotik salgınların ve pandemilerin ortaya çıkmasından veya yeniden ortaya çıkmasından kaynaklanan riskleri azaltmak; endemik zoonotik, ihmal edilmiş tropikal veya vektör kaynaklı hastalıkların kontrol altına alınması ve ortadan kaldırılması; gıda güvenliği risklerinin değerlendirilmesi, yönetimi ve iletişiminin güçlendirilmesi; antimikrobiyal direnci (AMR) önleyici programlar geliştirmek.  Umarım iki yılı aşkın bir süreden beri yaşadığımız pandeminin verdiği dersleri ülkeler iyi algılamıştır ve bu programlara ilgi gösterirler.

Türkiye gündemine aldı mı?

Bunu söylemek çok zor. 1980’li yıllardan beri başta sağlık meslek odaları olmak üzere bu konu gündeme getirildi. Tıp fakültelerinin halk sağlığı anabilim dallarında da kısıtlı da olsa bazı çalışmalar yapıldı. Ancak bir sonuç ortaya çıkmadı. Öyle bir ülkeyiz ki bırakın hekimleri, veterinerleri, doğa bilimcileri bir araya getirebilecek yeni bir örgütlenme modelini; cumhuriyetimizin en büyük kazanımlarından olan ve bu konuda örnek model olabilecek bir kurumu; Hıfzısıhha Enstitüsü’nü bir gecede kapattılar. Bu ülke pandemiye bu enstitü kapatılmış, dağıtılmış olarak yakalandı. Bundan sonra olabilir mi? Açıkçası onu da zor görüyorum.

Doğayı, hayvanı her şeyi tüketen, kötüye kullanan, ihtiyacından fazlasını isteyen insan. Tek sağlık kavramı, aslında insanlığın da kendini sorgulaması gereken bir süreci işaret ediyor değil mi?

Kesinlikle evet. Ekosistemleri yıkabilecek, canlılar için ekolojik dengeyi bozabilecek tek canlı insan. Sadece kendi tüketimi ve refahını düşünerek ekosistemleri sömürüyor. Bu durum da diğer canlılar aleyhine ekolojik dengeyi bozuyor. Sanayi devriminden bu yana son 200-250 yıllık dönem içinde insanların doğal kaynaklar üzerindeki sömürüsü katlanarak hızla arttı.

Daha çok üretmek için endüstriyel tarım adını verdikleri yöntemleri kullanmaları, et üretimi için büyük hayvan çiftlikleri kurmaları, yeni tarım ve yerleşim alanları açmak için sürekli doğal yaşam alanlarını işgal etmeleri, başka canlıların ekosistemlerine düşüncesizce girmeleri bugünkü yaşadığımız krizi doğurdu. Son yaşadığımız pandemi de bunun sonucu. Covid-19’a neden olan SARS-CoV2 virüsünün kaynağı yarasalar. Güney-Doğu Asya’da yapılan bir çalışmaya göre, son 100 yıl içinde yarasalarla insanlar arasındaki mesafe sürekli azalmış. Yarasalar insana değil, insan yarasalara sürekli yaklaşmış. Yarasaların yaşadığı yağmur ormanlarını tahrip edip, tarım alanları açan, yarasalara yakın noktalara yeni yerleşimler kuranlar hep insanlar…

Dengeyi bozan insan!

‘Ekosistem- hayvan- insan’ birbirini nasıl etkiliyor?

Biraz önce söylediğim gibi ekosistemleri etkileyecek, değiştirecek, yıkacak tek canlı insan… İnsan da sanayi devriminden sonra katlanarak artan bir hızda olmak üzere, dünya üzerinde görüldüğü ilk andan itibaren ekosistemleri kendi rahatı ve konforu için sömürüyor, hayvanların ekolojik dengelerini bozuyor. İnsanın dünya üzerinde görüldüğü ilk andan günümüze kadar kaç canlı türü dünya üzerinden silindi hiç düşündünüz mü? Bugün yaşadığımız pandemi temelde insanın düşüncesizce yaptığı ekosistem sömürüsünün bir sonucu.

Artık sorunların yerel kalması pek mümkün gözükmüyor? Bu kontrolü güçleştirir mi?

Aslında uzun bir süredir sorunlar yerel değildi. Covid-19’a gelinceye kadar 2000’li yılların başından bu yana SARS’ı, MERS’i yaşadık. Bunlar bile bizi uyandırmadı, uyananlar da doğa sömürüsüne devam ettiler. Artık bu pandemiden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Doğa sömürüsünü sürdürdüğümüz sürece daha ağır yeni pandemiler yaşamamız kaçınılmaz.

SARS Cov-2 bize ne öğretti?

Çok kısa bir yanıtı var bunun: Artık sona gelindi. Biz insanlar, ya ekosistemin eşit bir parçası olduğumuzu biraz geç de olsa kavrayacağız ya da her dört-beş yılda bir giderek ağırlaşan yeni pandemilerle boğuşacağız.

Mevcut koşullar sürer ve kötüye giderse bizi neler bekliyor? Yeni salgınlar, hastalıklar gelişebilir mi?

Mevcut koşullar devam ederse, anlayışımızı çok hızlı olarak değiştirmezsek yeni pandemileri yaşamamız kaçınılmaz. Temelde insan yüzyıllar boyu kendi çıkarları için diğer canlıların ekolojik dengesini boza boza sonuçta kendi ekolojik dengesini de bozdu. Bundan sonra ekosistemler tamir edilebilir mi? Hakikaten çok zor. Ondan dolayı yeni pandemilere hazırlıklı olmamız gerekiyor.

Çevre kirliliği, küresel ısınma da tek sağlığın bir parçası değil mi?

Tabii ki. Yaşadığımız küresel iklim krizi, sera gazlarının durdurmak bir tarafa yavaşlatılamayan artışı, yağmur ormanlarının yok edilmesi, hava kirliliği, başta sentetik kimyasalların etkisiyle çevre kirliliğinin artışı olmak üzere temel sorunların çözümü tek sağlık konseptinden geçiyor. Sağlıklı beslenme, et tüketiminin kontrol altına alınması, doğal yaşam alanlarının korunması, zoonotik hastalıkların insanlara bulaşmasının önlenmesi, yeterli temiz su sağlanması, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelim için tüm dünyada sektörler arası geniş bir işbirliğine gereksinim var. Yukarıda söylediğim gibi, DSÖ, FAO ve OIE arasında yapılan tek sağlık konsepti çalışmalarına bu yıl UNEP de katıldı. Fakat henüz yolun çok başındayız. Bugünden yarına bir çözüm beklemeliyiz. Unutmayalım, bugün yaşadığımız sorunlar yüzlerce yılın ürünü. Ayrıca bir de ülkeler ve insanlar arasında devasa bir eşitsizlikler konusu var.

‘Bireysel olarak yapabileceklerimiz var’

Birey olarak yapabileceğimiz şeyler var mı? Konu daha kamusal, halk sağlıkçı yaklaşımlar mı gerektiriyor?

Sorun çok derin. Çözümü de ancak uluslararası ve kamusal bir yaklaşımla ve doğru bir halk sağlığı bakışıyla olabilir. Fakat buna rağmen çözüm için katkısı fazla olmasa da bireysel yapabileceklerimiz de var. Kişisel karbon ayak izimizi küçültmek gibi… Gıda ve et tüketimimizi kontrol altına alıp; daha çok yerel kaynaklara yönelebiliriz. Fosil yakıtları kullanmamak, elektrikli araçlara yönelmek de bir başka seçenek. Bir de tabii lüks tüketimden kaçınmak ve geri dönüşüm metotlarına da dikkat etmek gerekiyor. Fakat bence en önemlisi siyasi tercihlerimiz. Her şeyden önce kamusal bir yaklaşım ve doğru bir halk sağlığı bakışı için doğru siyasi tercihler yapmalıyız. Belki de bireysel olarak atmamız gereken en önemli adım bu.

Read Entire Article