Sansür Karar'lı - Diken

11.11.2025 - Salı 09:49

[ad_1]

Sansür en büyük diken; beyin dikeni. Öldürücü bir diken. Bernard Shaw’un sözünü hatırlayın: “Katl, sansürün ekstrem biçimidir.”

Tabii sansürün de dili var. Bazan dili dolandıran bir dil, bazan bulandıran, buran, kesen, bazan kapatan. Karar gazetesi, kapatmayı seçmiş, yazarı Uğur Emek’i kovmuş. Herhalde kovmadıklarını, “Yazılarınıza bir süre ara verelim” dediklerini söylerler. Uğur Emek bu ‘ara’yı kovulmanın kibarcası saymış. Haklı. Sansür, bazan işte böyle kibar bir dil kullanır, kibar değil de kaçamak aslında. Böyle kaçamaklıklar kibarlık sayılıyor ya.

Peki niye kovdu Karar, Prof. Uğur Emek’i?

X’te şunu paylaştığı için:

“Etyen’i Mülkiye’ye asistan alan Yahya Sezai Tezel, ‘osuruyormuş gibi konuşan bu adam, benim hatam’ diyerek, Türkiye’den özür dilemişti. Bilin istedim.”

Serbestiyet’in internet sayfasında Yıldıray Oğur’la Etyen Mahçupyan söyleşiyormuş, Uğur Emek onun üstüne söylüyor bunları. Mahçupyan ne diyor, Uğur Emek haklı mı, bunlar başka konu.

Yıldıray Oğur Serbestiyet’in yayın yönetmeniymiş, aynı zamanda Karar‘da köşe yazarı. Karar‘ın kendiliğinden harekete geçmediğini söylüyor Emek, ya Mahçupyan’ın ya Oğur’un Karar‘a sansür kararı aldırttığını. Bilmiyorum işin bu tarafını. Uğur Emek’in defterinin dürülmesini istedilerse ayrı rezalet, Serbestiyet de o kadar serbest değil ya da ilkesizliği serbestiyet sanıyor demektir, eğer böyleyse onlarca yazarı arasından ilkeli biri çıkıp hesabını sorar nasıl olsa, hatta belki sormuştur bile de benim haberim yoktur.

Hoşumuza gitmeyen, canımızı sıkan sözleri bu kadar kolay sansürleyebiliyoruz hala. Bu gazeteleri yöneten insanların ülkeyi yönettiğini düşünsenize. Bugünden farklı olur muydu?

Meselenin dikkate değer yönlerinden biri de şu: Karar gazetesini yöneten kişiler birzamanlar iktidara pek yakındı, sonra ters düştüler, iktidarın iki yüzünü de tattılar. Hoş ters yüzünü AKP iktidarı öncesinden biliyor olmalılar, yaşları tutuyor, ama ders çıkarmadıkları ortada.

Bu gazetedeki editör ya da yazar arkadaşların tecrübelerinden ders çıkarmaları, bu dersi de okurlarıyla paylaşmaları pek yararlı olurdu.

Yazarlarından Akif Beki, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın basın danışmanıydı bir ara ve sansür memuru olarak da çalışıyordu, hükümetin hangi haberi nasıl istediğini, neyi istemediğini medya kuruluşlarına bildiriyor, höt zöt ediyordu. Şahit olduğum bir örneği 5Ne1Kim?‘de anlatmıştım (sayfa 168).

Akif Beki’nin o işten bizzat Erdoğan tarafından –hadi ‘tartaklanarak’ diyelim– kovulduğunu duymuştuk. Akif Beki sonra gazeteciliğe döndü. Dönsün de hiçbir şey olmamış gibi dönmesine ne demeli! Akif Beki başbakanlık basın danışmanlığındaki tecrübesini bir şekilde anlatmalıydı, anlatmalı. Hiçbir şeye, kimseye değilse de genç gazetecilerin ibret alacağı bir tecrübe. Akif Beki bu borcu ödemeli. Nasıl düşünüyordu, gazetelere ya da tv kanallarına sansür talimatları verirken, nasıl meşrulaştırıyordu bunu, yaptıklarının doğru olduğunu mu düşünüyor hala, o talimatlara uyan gazeteciler hakkında şimdi ne düşünüyor, şimdi bu sansür işini yapanlar hakkında ne düşünüyor, iktidarların medyaya talimatlar vermesi konusunda ne düşünüyor..?

Beki anlatmadı, peki niye kimse sormadı? Beraber program yaptığı gazeteciler var Halk TV’de mesela, hiç sormadılar mı çay içerken falan. Üstelik geçenlerde iyi bir vesile de çıkmıştı. Faruk Bildirici, bir yurtdışı gezisi dönüşünde Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan’a sorulacak soruların gazetecilerin eline tutuşturulduğunu ortaya çıkarmıştı. İşte o zaman Akif Beki’ye sorulabilirdi: Senin zamanında nasıl oluyordu bu işler, şimdi bakınca nasıl bir aşamaya geldiğini düşünüyorsun bu uygulamanın?

Karar‘ın yayın yönetmeni Mustafa Karaalioğlu’nun da anlatması, irdelemesi gerekenler var. Karaalioğlu gazetecilerin iktidarla sıkıfıkı ilişkilerini normal görüyordu, AKP iktidarıyla yakın, belki içiçe olduğu zamanlar. Bunu bana kendisi söylemişti 5Ne1Kim?‘de yazmıştım (sayfa 26-28).

O sıkıfıkı ilişkiden şimdiki terso duruma düştü, acaba bazı dersler çıkardı mı, bugün iktidarla sıkıfıkı, içiçe ilişkileri olan ‘gaztenekeci‘lere söyleceği iki çift lafı, vereceği tavsiyesi var mı acaba?

Bunlar kişisel gibi görünse de kişisel sorular, sorunlar değil, bütün gazetecileri ve gazeteci olmayan herkesi ilgilendiriyor.

İki hafta önce de Ketebe Yayınları’nın bir kitabı sansürlediği ortaya çıktı: Franco ‘Bifo’ Berardi’nin İkinci Geliş / Küresel Aydınlanma, Küresel İç Savaş ve Kıyametin Ertesi Günü.

Berardi’nin “İslamofaşist diktatörün binlerce öğretmeni işinden ettiği Türkiye” cümlesini kitaptan çıkarmış Ketebe Yayınları. Çevirmen Ali Karatay’ın bundan haberi yokmuş. Sansürü farkeden bir okur X’te ifşa edince öğrenmiş çevirmen de.

“Ketebe yayınları Berardi’nin İkinci Geliş kitabını basarken, İngilizce baskıda yer alan Türkiye ile ilgili bölümü Türkçe baskısından uçurmayı tercih etmiş (s.26). 78. sayfada da ‘Turkish strongman’ı, ‘ipleri elinde tutan adam’ olarak çevirmeyi uygun görmüş. örnek yayıncılık.”

Kitabı yayına hazırlayan Adem Beyaz sansürü üstlenmiş:

“Kitabın Türkçe çeviri editörü benim, dolayısıyla Türkiye ile ilgili bölümü yayınevi değil ben çıkardım. Yayınevi de zaten bu gönderi vasıtasıyla olaydan haberdar oldu. Dolayısıyla Ketebe bir sansür uygulamadı. Suçlamalarınızı doğrudan bana yöneltebilirsiniz.”

Okur, kitapta sansürlenmiş başka ifadeler de olduğunu söylüyor:

“Ketebe yayınlarının sansür memuru çalıştırdığını da öğrenmiş olduk böylece. aynı kitapta ‘Islamist terrorism’in ‘radikal İslam’ olarak çevrilmesi falan da çevirmenin takdiri değil öyleyse.”

Yayına hazırlayanın sansürü üstlenmesi yayınevini aklamaz, kurtarmaz. Yayınevi bu sansüre onay vermiş. Onaylamasaydı Adem Beyaz’ı işten kovardı, o da yetmez, kitabı piyasadan toplar, sansürsüzünü basıp dağıtırdı.

Ketebe Yayınları’nın bir kitabından bu yazı dizisinde bahsetmiştim, Ilan Pappé’nin Filistin – İsrail Meselesinin Kısa Tarihi. Gel de Ketebe Yayınları’na güven. Pappé’nin kitabını çeviren Murtaza Özeren işini düzgün yapmıştır herhalde, ama nerden bilecek yayınevinin/yayına hazırlayanın ne haltlar karıştırdığını. Bu yayınevi önemli çeviri kitaplar basıyor, ama hiçbirine güvenilemeyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ketebe Yayınları Albayrak Grubu’na aitmiş, Yeni Şafak denen gaztenekesinin sahibi olan grup. Siyasal İslama, onun matbuatına, medyasına güvenilemeyeceği sonucuna varabiliriz, ama yetersiz bir sonuç bu, iktidara yakın hiçbir yayına güvenemeyiz.

Siyasal İslamcı olmayan medyanın sansür hikayelerini isimler vererek anlattığım 5Ne1Kim? bunun örnekleriyle dolu. Siyasal İslam ortaya çıkmadan da bu ülkede basılan kitaplarda, medyada sansürden geçilmiyordu, kendimizi kandırmayalım.

Sansür, çarpıtma, yalan her zaman vardı ama bütün bu işleri siyasal İslamcılar kadar mahirane, arsızca, iştahla, kapsamlı yapan olmamıştı. Ve gazla tabii: Ketebe Yayınları’na müthiş para akıtıldığı, kültürel hegemonyayı ele geçirme hırsı peşindeki Saray’ın yürü ya kulum dediği anlaşılıyor.

İşte bir örnek:

“Yunus Emre Enstitüsü, Karatay Belediyesi ve Ketebe Yayınları işbirliğiyle 6-9 Kasım tarihlerinde Saraybosna’da düzenlenen II. Balkanlarda Türkoloji Çalıştayı’nın açılış oturumuna katıldık.”

Bir tane daha:

Ketebe Yayınları 2024’te yılın yayınevi seçilmiş, ödülü Erdoğan’dan almış.

Kültürel hegemonyayı kitapları tahrif ederek, yazarları sansürleyerek, söylemedikleri şeyleri söyleterek kapmak için didiniyorlar. Telif ajanslarının harekete geçip yabancı yayınevlerini, hatta yazarları uyarması gerekir. Yazarları Ketebe Yayınları’na karşı dava açmaya teşvik etmek gerekir. Çevirmenlerin de dava etmesi gerekir bu yayınevini.

Sessiz kalmak sansürü azdırır. Sansüre sessiz kalmak, yalanın hakimiyetidir. Yılanların değil, yalanların başını ezmeliyiz. Yılmamalıyız.

OYUN

Kurallar ve puanlama

* Kelimeler en az 4 harfli olmalı
* Aynı harf bir kereden fazla kullanılabilir
* Özel ad yok, mastar yok

Toplam 12 kelime bulacaksın.

4 harfli kelime = 2 puan
5 harfli kelime = 4 puan
6 harfli kelime = 6 puan
7 harfli kelime = 12 puan
Ortadaki harfe 5 puan hediye

İlave her harf 3 puan

7 harfin tümünü kullanırsan 7 puan da hediye.

[ad_2]
Apsny News

YORUM YAZ

Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Giriş Yapın.