Galatasaray Bankalar Birliği'nden çıkıldığını açıkladı!
20 yıldır gözlemlediğim yıkım - Diken
22.07.2025 - Salı 17:32
[ad_1]
ERHAN ERKUT
Bu aylarda ülke önce liseye giriş sınavı, sonra da üniversiteye giriş sınavı sonuçlarıyla çalkalanıyor. Sınavın zorluğu, birinci sayısı, ortalama puanlar, sıfır çekenler konuşuluyor. Bence esas konuşulması gereken şey çoktan seçmeli sınavların eğitime ve topluma verdiği zarar.
Eğitim literatüründe bu tür sınavların avantaj ve dezavantajları enine boyuna tartışılıyor. Bu yazıda 20 yıldır akademisyenlik ve yöneticilik yaptığım Türkiye’de benim şahsen gözlemleme fırsatı bulduğum yıkımdan söz etmek istiyorum.
1. Asgari müşterekte eşitlik
Üç üniversitede dekanlık yaptım ve birinci sınıflara üniversiteye giriş dersi verdim. Karşıma gelen öğrencilerin entelektüel sığlıkları ürkütücü seviyede. Müzikle, sanatla, edebiyatla ilgileri çok zayıf. Futbol izleme ve oyun oynama dışında hobileri ise neredeyse yok. Zombi kuşaklar yetiştiriyoruz!
Bu neden diye sorduğumda, “Hocam sınava hazırlanmaktan vakit mi kaldı?” diye sitem ediyorlar. Eşitlik sağlamak amacıyla kurgulanan merkezi sınavlar gerçekten eşitlik sağlamış ama maalesef asgari müştereklerde!
Kabahat tabii ki öğrencilerde değil. Önce eğitim sisteminde, sonra bu sisteme teslim olan ailelerde!
2. İngilizce öğretememe
İsterseniz entelektüel boyutu bir kenara bırakalım. Ama artık kariyerde başarılı olmak için hemen hiç kimsenin tartışmadığı bir yetkinlik var: İngilizce bilmek.
Üniversiteye gelen öğrencilerin İngilizce seviyesi son derece düşük. Sözde tüm ortaöğretim boyunca zorunlu İngilizce dersi almışlar ama İngilizce muafiyet sınavından geçme oranı yüzde 15 ki onlar da merkezi sınavlara daha az önem veren özel okullardan. Öğrencilerin neredeyse yarısı İngilizce hazırlık okuluna en alt seviyeden başlıyor.
“Arkadaşlar ne bu haliniz?” diye sorduğumda verilen cevap aynı: “Hocam sınava hazırlanmak varken İngilizce ile kim uğraşacak?“
Bu gençlerin ve ailelerinin kaçırdığı önemli bir konu var: 19 yaşından sonra dil kolay öğrenilmiyor. Beyindeki gelişim büyük ölçüde tamamlanmış olduğundan, 19 yaşındaki beyin yeni bir dil için gereken bağlantıları kurmakta zorlanıyor.
Sonuç? İngilizce bilmeden gelen öğrencilerin çok azı İngilizceyi çok iyi kullanabilecek seviyeye gelebiliyor.
3. Okuryazar yetiştiremeyen eğitim
Hadi İngilizceyi de bir kenara bırakalım. Üniversiteye gelen öğrenciler Türkçe yazı yazamıyor. Nedeni basit: Sınavda yok! Nitekim PISA okuma becerileri sınavında da öğrencilerimiz ancak ikinci seviyede çıkıyor. Bundan ötesi var mı?
Çocuklarımıza kendi dilinde okuryazar olmayı bile öğretemeyen bir eğitim/sınav sistemi kurgulamışız ve geleceğimizi bu yalan dünyaya emanet etmişiz. Milliyetçiliğe veya vatanseverliğe geldiğinde mangalda kül bırakmayan güzel ülkemiz vatandaşları kendi çocuklarımızı kendi dilinde ileri derecede okuryazar olmaktan bile mahrum eden bu eğitim sistemine isyan etmiyor, hatta elinden geldiğince katkıda bulunuyor.
4. Karmaşık bir dünyaya aşırı basit cevaplar
Merkezi standart sınavlar öğrencilerde çok ciddi bir deformasyona yol açıyor. Öğrenci ilkokuldan itibaren önemli hedeflere ulaşmak için çoktan seçmeli sınavları hem gerekli hem de -daha da kötüsü- yeterli görüyor. Dünyayı algılama biçimi değişiyor.
Çözmesi istenen bir problemden beklentileri şunlar: problem kısa olmalı (bir veya iki cümle), problem çözmek için gereken tüm veriler verilmiş olmalı, veriler belirsiz olmamalı, gereksiz veri olmamalı, problemin dört veya beş farklı cevap alternatifi olmalı ve bu cevaplardan sadece biri tartışılmaz bir şekilde doğru, diğerleri ise yanlış olmalı.
Ama aslında dünyanın böyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Son derece komplike bir dünyanın çok basitleştirilmiş ve tek boyuta indirilmiş bir resmini öğrenciye gösterip onu hayata hazırlamaya çalışıyoruz.
Üniversitede sadece bilgi transferi yapmayıp vaka çalışmasıyla öğretmeye çalışan hocalar neden bahsettiğimi çok iyi anlayacaktır. Örneğin işletmeye giriş öğrencisine üç sayfalık bir vaka analizi verdiğinizde öğrenci neresinden tutabileceğini bile bilmiyor. Bana “Hocam şıkları vermemişsiniz” diyen öğrenciler oldu.
Vaka tartışması sırasında, problemin çözüm sayısının dört veya beş değil, onlarla, yüzlerle, hatta bazı problemlerde binlerle ölçülebildiğini fark eden test kahramanı iyice afallıyor. Vaka içinde verilmiş ama oluşturulacak stratejiye pek de yararı olmayan veriler sayesinde çok kolay yanlış yollara girebiliyor – çünkü verileri seviyor.
Vaka dosyasında bulunan bilgilerden başka bilgilere ulaşmaya çalışmayı akıl etmiyor çünkü -araştırma becerisi olmadığını bir yana bırakalım- bir probleme cevap bulmak için problemin içinde olmayan bilgiye ihtiyaç olabileceğini düşünmüyor. Üç hafta boyunca aynı vaka üzerinde çalıştıktan sonra bir sonraki konuya geçerken “Hocam iyi güzel de doğru cevap neydi?” diyen öğrenciler oldu.
Özellikle sosyal bilimlerde tek bir doğru cevabın olmayacağını öğrenci kavramakta güçlük çekiyor. Çünkü testler sayesinde çok önemli bazı becerilerini iyice törpülemişiz: belirsizlik toleransı, varsayımlar yapabilmek, senaryo analizleri üzerinde çalışabilmek. Kanımca bu çok ciddi bir sorun ve test konusu açıldığında pek sözü edilmeyen bir zarar.
Çoktan seçmeli testler sayesinde öğrencileri gerçekle pek ilgisi olmayan aşırı basitleştirilmiş ve belirsizliklerden arındırılmış bir dünyaya hazırlıyoruz. Tam puan alsa neye yarar?
5. Eğitim bütçesiyle yarışan test hazırlığı sektörü
Ülkeye hiçbir katma değer sağlamayan devasa bir test ekonomisi oluşmuş. Binlerce öğretmen test hazırlığı dersleri veriyor, yüzlerce teste hazırlama dergisi yayınlanıyor, onlarca yeni girişim, test hazırlığı işini mobil platform taşımaya çalışıyor. Test hazırlığına harcanan paralar eğitim bütçemizle yarışıyor.
Bu dünden bugüne olmuş bir şey değil. Onyıllardır süren sistemik bir büyüme. Dolayısıyla, bir anda değiştirilmesi de mümkün değil. Dersaneleri kaldıracağız diye çok konuşan duyduk ama daha bunu becerebilen olmadı.
Bir an için test hazırlığına harcanan paraların gerçek anlamda eğitim ve öğretime harcandığını ve öğrencilerimizi 21. yüzyıla daha iyi hazırladığımızı düşünün. Bunu yapacağımıza zaten dar olan kaynaklarımızı komşularla silahlanma yarışına gömüyoruz. Tüm bunlara sebep olmuş olan devletimiz ise bu durumu sadece seyrediyor.
6. Test paniğiyle boşalan eğitim, teşvik edilen ahlaksızlık
Test paniği yüzünden eğitim ciddi şekilde aksıyor. Birkaç örnek vereyim:
*Velilerin baskısıyla birçok ortaokul, ders saatlerinden sonra veya hafta sonuna test hazırlığı dersleri koyuyor. Haftada 10 saati geçen bu dersler öğrencilerin derse çalışma, proje yapma, sosyalleşme veya dinlenme zamanlarından çalıyor.
*Yine velilerin baskısıyla birçok ortaokul, rehberlik saatlerinde, hatta başka bazı derslerin yerine (sınavda olmayan dersler tabii) test hazırlığı eğitimi veriyor. Halbuki müfredattaki her ders belirli bir değeri olduğundan müfredata konmuş ve aslında okulun her dersin çıktılarını ölçmesi gerekiyor. Verilmeyen dersin çıktısını nasıl ölçeceğiz? Cevap: Ölçemezsek 100 veririz olur biter…
*Öğrenciler dersaneye gidebilmek veya özel ders alabilmek için okulu tamamen boşluyorlar. Örneğin, birçok lisede 12. sınıftaki öğrencilerin neredeyse tümü ‘raporlu’dur. Hatta maalesef bazı müdürler okula gelmek isteyen tek tük öğrenciye de rapor alıp gelmemelerini önerirler. Bunun sonucu olarak koskoca bir lise yılı tümüyle boş geçer.
Düşünebiliyor musunuz, dört yıllık lise eğitiminin bir yılı öğrenciler tarafından reddediliyor ve sistem buna göz yummak, hatta desteklemek üzerine kurgulanmış. Veliler ve öğrenciler memnun, çünkü öğrenci ‘sınava hazırlanıyor’, öğretmenler memnun çünkü derse girmeseler de maaşları çalışıyor, müdürler memnun çünkü öğrenciler olmayınca okulu yönetmek daha kolaylaşıyor, dersaneciler memnun çünkü öğrencilerin dikkatini ve zamanını okul gibi gereksiz bir alternatifle paylaşmak zorunda kalmıyorlar, dersane öğretmenleri memnun çünkü haftada 40 saat derse girmek zorunda kalsalar da maaş alabiliyorlar.
Görüntüde ortada bir kazan-kazan sistemi var. Ama aslında olan, herkesin ortak olduğu bir sahtekarlık. Herkesin gözü önünde çocuklarımıza kuralların eğilip bükülmek için koyulduğunu ve hedefe ulaşmak için her yolun mübah olduğunu öğretiyoruz. Herkes ‘suç’a ortak. Bundan daha büyük bir ihanet olabilir mi?
En acısı, hiç kimse utanmıyor. Sonra pişkin pişkin ülkedeki ahlak seviyesi konusunda ahkam kesiyoruz.
*Bazı özel okullar mezunlarının sınav ortalamasını yükseltmek için ‘yaratıcı’ çözümlere başvuruyor:
- Haftalık ders saatini artırarak okulda en çok zamanı test hazırlığına harcayan okullar var.
- Lise müfredatını hızlandırarak vererek dört yılı üç yıla sığdıran ve son sınıfta sadece test hazırlığı yaptıran okullar var.
- Başka okulların en parlak öğrencilerini son senelerinde çeşitli burs ve ödüllerle okullarına çeken okullar var.
- Kendi okullarının en başarısız öğrencilerini son sınıfa geldiklerinde çıkartan okullar var.
- Farklı okullarındaki en iyi öğrencileri aynı sanal okuldaymış gibi gösterip bu okulun sınavda Türkiye birincisi olduğunu iddia eden bir okul zinciri var.
Bu çözümlerin bazılarını kabul edilebilir bulabilirsiniz. Ben bir eğitimci olarak hepsine itiraz ediyorum.
*Test hazırlığının pedagojik değeri olmadığından, projeye, grup çalışmasına, kulüp faaliyetlerine, hobilere, meraka, keşfe ve oyuna harcanacak yüzlerce saatin test hazırlığına harcanmasını yanlış buluyorum.
*Dört yılık müfredatı üç yıla sıkıştırdığınızda, yine aynı zaman sorunu ortaya çıkıyor. Ayrıca bazı öğrencilerin hızlandırılmış öğrenmeyi içselleştirmede zorlanacağından kaygılıyım.
*Başka okulların parlak (ve genellikle dar gelirli) öğrencilerini son sene için transfer etmeyi bir eğitim kurumu için fazlaca ticari buluyorum. Ayrıca bu öğrencinin performansı da kültür değişikliği nedeniyle olumsuz yönde etkilenebilir.
*Daha ciddisi, başarısız öğrencisini son sene öncesi okuldan çıkarma uygulaması düpedüz ahlaksızlık.
*Sanal okul uygulaması ahlaksızlıktan da öte, bildiğiniz ticari suç. Maalesef ne hukuk sistemi ne bakanlık, ne de Özel Okullar Birliği bu ahlaksızlıkların ve suçların önüne geçebiliyor. Ortalık bu TEOG, YGS/LYS ve KPSS furyasından nemalanmaya çalışan eğitimci rolündeki fırsatçı ve her yolu mübah gören tüccarlarla dolu.
Öğrenciler üstündeki baskı
Standart sınavlar için oluşturulan sosyal baskı ortamı öğrencilerde ciddi bir deformasyona yol açıyor. Bu sınavların ‘hayati’ önemi olduğu sanılıyor. Hem ailenin hem de öğrencinin üzerine inanılmaz bir sosyal baskı kuruluyor ve ailede huzur kalmıyor. Okul, öğretmen, arkadaş, akraba, komşu, bakanlık hep birlikte ülkenin gördüğü en büyük mahalle baskılarından birini oluşturup aileleri ve öğrencileri eziyor. Bu baskı aile ve çocukların hayatlarını karartıyor. Sekizinci sınıfta ve lise sonda, hatta öncesinde gençler ne gezmekten ne sinemaya gitmekten keyif alabiliyor, hep suçlu hissediyor.
Bu süreçte öğrenci belirgin bir kişilik bozulması yaşıyor, hatta bir bakıma insanlıktan çıkıyor. Saydığım bir lise müdürünün tabiriyle “Sevgi, saygı, dürüstlük, dostluk, risk alma, açık fikirlilik, empati, dönüşümlü düşünme, merhamet, özgüven, hoşgörü, cesaret, sebat, vizyon, iletişim ve benzeri değer ve karakter özelliklerinin neredeyse tamamı anaokulundaki çocuklarda doğal bir şekilde varken, lise mezunlarında neredeyse hiçbiri kalmamakta. Okul-aile-sistem, hep birlikte başarıyoruz bunu.”
Başka bir yol mümkün, ama ilk yapılması gereken bu çoktan seçmeli sınav bağımlılığından kurtulmak.
[ad_2]
Apsny News
German auto giant to slash 100,000 jobs – Reuters — ApsnyNews Business News
Merkel bekommt ein Porträt ohne ihre Raute: Künstler Queyras zeigt in BILD seine Skizzen | Politik
EN DIRECT - Coupe du monde 2026 : les affiches des 16es de finale, les Bleus ne joueront pas après 23h, la folie argentine à Dallas
КСИР предупредил о жёстком ответе на любое последующее нарушение США перемирия
Croacia - Ghana, el partido del Mundial 2026 en directo | Croacia gana al descanso con un gol de Sucic | Mundial 2026 de Fútbol
الفرصة الأخيرة - محمد العويفير
Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki yenilenebilir enerji anlaşması Resmi Gazete'de
Lübnan ve İsrail görüşmelerinde çerçeve anlaşma imzalandı
Memur ve emekliye ek zam var mı? Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz'dan açıklama
Beşiktaş 13 yıl aradan sonra önümüzdeki sezon EuroLeague'de yer alacak!