Bireysel kurtuluşlar iptal! — Diken

08.08.2024 - Perşembe 19:46

[ad_1]

ARZU UZUNALİ

Arzuuzunali@gmail.com

Bir umutla başlayan bireysel kurtuluş hikayemin küçük bir kısmını ‘Bodrum nereye sıçacak?’ başlıklı – başlığı dolayısıyla insanlara çok da ısrarla tavsiye edemediğim- yazımla paylaşmıştım. O günden bugüne Bodrum’un ne su sorunu çözüldü ne de nereye sıçılacağı sorunu. Hatta görünen o ki gün geçtikçe derin bir lağıma batıyoruz. Üstelik burada özne maalesef sadece Bodrum değil.

Görsel: Canva

Başka bir hayat kurma hayaliyle çok sevdiğimiz şehrimizi nasıl da bir anda tasımızı tarağımızı toplayıp terk ettiğimizden bahsetmiştim. Sonra da büyük umutlarla geldiğimiz Bodrum’un nasıl göz göre göre talan edildiğinden. O yazı babamın arkadaşlarına sessizce söyleyebildiğim başlığına rağmen birçok insana ulaştı. Hatta bütün Bodrum ‘Sorunun cevabını alırız belki’ umuduyla okumuş bile olabilir. 

Ancak maalesef geçen bunca zamanda bu soruya bir cevap bulunamadığı gibi her şey gün geçtikçe daha da boka battı. Seçim dönemi dahil, ne birkaç bilim insanıyla birkaç siyasetçi kafa kafaya verip arkada çalan gaz bir şarkı eşliğinde günlerce projeler üzerinde çalıştı, ne de birileri kollarını sıvayıp gerekirse başka birilerini karşılarına almak uğruna bu inşaat talanına bir dur dedi. Susuz kalacağı yıllar öncesinden bilinen bir memleket için hala ‘birkaç yıl içinde tamamlanması planlanan’, aslını kimsenin bilmediği, dilden dile bir umutla dolaşan bir projeye bel bağlamış, bilmem kaç saat sürecek susuzlukla mücadele etmek için depolarımıza su dolduruyoruz.

Çözümümüz bu. Çünkü aklımız milletçe çalışıyor çok şükür. Susuz mu kaldık, hepimiz 5 tonluk depoları ivedilikle yaptırdık bahçelerimize. Mavi, beyaz, plastik, çirkin, dev depolar ama olsun, cebimizden verdiğimiz ekstra parayla doldurtacağımız, birilerinin babasının suyu gibi sattığı ancak aslında milli servetimiz doğal su kuyuları var çok şükür bölgede yeğenim.

Böylece bu sorunumuz da ‘bireysel’ ve son derece ‘plastik’ bir yöntemle çözülmüş oldu. Belediyenin sosyal medya hesaplarından durmadan yalvarır bir tonda paylaştığı ‘Ama tatlışlar, lütfen suyumuzu dikkatli harcayalım’ ikazlarına kalp koyup havuzları doldurmaya ve çimlerimizi sulamaya devam ediyoruz. 

Görsel: Canva

Ne de olsa hayat devam ediyor değil mi?

Aslına bakarsanız ve hatta fark ettiyseniz, pek devam ettiği de söylenemez. Çünkü bu görmezden gelmeye, içinde türlü kaçak oyunlarla var olmaya çalıştığımız talan kültürü hem mecaz hem de gerçek anlamıyla hayatlarımızı gözümüzün içine baka baka ellerimizden alıyor.

Geçen ay çok sevgili arkadaşımız Mazlum Ali’yi Bodrum’da bir köy yolunda, sözde inşaat yasağı olan yaz mevsiminin ortasında, önüne aniden çıkan kılavuzsuz, uyarısız, kepçesini yukarıya kaldırmamış, 18 yaşında ehliyetsiz bir inşaat işçisinin kullandığı bir inşaat kepçesine, bu talan kültürüne kurban verdik. Ve ben çok sevgili arkadaşım Ali’nin ilk isminin Mazlum olduğunu onu kaybedene kadar bilmiyordum. Ancak o günden bu yana sevgili arkadaşım benim için çok manidar iki ismiyle birlikte var -ya da yok- artık: Mazlum Ali.

Çünkü uzun yıllar önce kendine huzurlu bir hayat kurmak için şehrinden buralara göçüp kurduğu o güzel hayatı, dost sofralarını, sevgilinin sıcak kucağını, bu talan kültürüne direnmek yerine bahçelerimize plastik, çirkin, devasa su bidonları dikmeyi tercih ettiğimiz için erkenden terk etmek zorunda kalan mazlumlardan biri sevgili Mazlum Ali. Birileri için bu ülkenin adaletsizliğine kayıp verilmiş mazlumlardan biri, birilerinin canından çok sevdiği Mazlum Ali. 

Yani kısaca inceltmeye gerek yok. Bu görmezden gelmeye, içinde türlü kaçak oyunlarla var olmaya çalıştığımız talan kültürü, en gerçek ve yalın anlamıyla hayatları ellerimizden alıyor. 

Dolayısıyla tekrar ediyorum: Bireysel kurtuluşlar iptal!

Yani sizin için denedik, sevdiğimiz her şeyi terk edip denedik, olmadı arkadaşlar. Başka bir hayat mümkün mü? Görmemek, duymamak, incinmemek, hırpalanmamak mümkün mü? Böyle bir dünyada bireysel kurtuluş mümkün mü? Denedik, değil. Üzgünüm. 

Üstelik Bodrum’a özel de değil. Dünyanın herhangi bir yerinde de şu aşamada mümkün olduğunu da sanmıyorum. ‘Tek adamlar’ın eline bıraktığımız haklarımız, özgürlüklerimiz, gerçek ve sanal mevcudiyetlerimiz, sağlığımız, geleceğimiz nedeniyle mümkün değil. 

Bugün memleketindeki tek adamdan kurtulursun, mazlumların, çocukların katlini şakşaklayan tek adama çarparsın. Ondan kurtulursun verilerini senden izinsiz makinelere işleten ve muhtemelen ilk savaşta aleyhine kullanacak teknoloji devi tek adamına çarparsın. Teknolojinin tek adamından kurtulursun e-ticaretin tek adamına çarparsın. Üstelik dünya maşallah her konuda globalleşti. Bugün dünyanın her yerinde -özgürlüğüyle övünen Avrupa’nın göbeğinde bile- göçmen mahalleleri yakılabiliyor. 

Oysa bireysel olarak o çirkin mavi dev plastik bidonları bahçenin en güzel yerine koymak yerine toplanıp bu susuzluğun hesabını sorsak, yaşadığımız kaybın yarattığı anksiyeteyle başa çıkmak için bireysel çözümler bulmaya çalışmak yerine o inşaat yasağını delen, 18 yaşındaki ehliyetsiz bir işçinin eline dev bir kepçeyi verip sevdiğimizi hayattan koparan inşaat şirketinin peşine düşsek, bizi arkadaşlarımızla o keyifli sofraları kurmaktan, birlikte bir hayale inanıp o hayali gerçek kılmaktan, sabahları güneşin ne kadar büyük bir ihtişamla doğup akşamları binbir renkle battığını görmekten, sevilebilir, değer verilebilir, yeniden doğabilir, hayatta kapladığı yerde diğer tüm canlılar kadar hakkı olduğuna inanmaktan, iyiye, doğruya, güzele bağlılığımızdan alıkoymaya çalışanlara karşı birleşsek bu yüzyıllardır devam eden mazlum ve zalim hikayesine bir son verebiliriz.

Çünkü anlaşılan o ki ‘hak’ bu dünyadaki en kolektif kelime.

[ad_2]
Apsny News

YORUM YAZ

Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Giriş Yapın.